Johannes Kepler (1571-1630)

Haz 13
2009

Johannes Kepler

Johannes Kepler

Çağdaş astronominin  en büyük kurucuları arasında yer alan Kepler, günümüzde Almanya sınırları içerisinde kalan Weil’de doğdu.Üç yaşındayken geçirmiş olduğu çiçek hastalığı, kötü olan sağlığını daha da bozmuştur.Hastalık, Kepler’in ellerinde ve gözlerinde kalıcı hasarlara neden olmuştur.Bu sağlık engeline rağmen Tübingen Üniversitesine giren Kepler, kendisini çok iyi bir bilgin olarak gösterdi.

Kepler, 1594′te Graz Üniversitesinde matematik  profesörü oldu.Çalışmalarının çoğu astronomi olması nedeniyle Danimarkalı Thycho Brahe’yle tanışmasını sağladı.Graz’da ancak 4 yıl kaldı; sonra Tycho’nun çalışma grubunda olması için çağırıldı.O sırada imparator II.Rudolf’un saray matematikçisi olan Tycho, Prag yakınlarındaki bir rasathaneyi yönetiyordu.Tycho’nun 1601′de ölmesi sebebiyle yeni saray matematikçisi Kepler oldu.

Kepler, Tycho’nun yapmış olduğu olağanüstü doğru gözlemleri, imparator Rudolf’un onuruna Tabulae Rudolphinae (Rudolf Cetvelleri) adıyla 1627 de yayımlanan astronomi cetvellerini ve 1628 de yayımlanan bir yıldız kataloğunu hazırlamakta kullandı.Ayrıca, optik alanında da araştırma yapan Kepler,  bir mercekli teleskop tasarımı yaptı.Silezya’ya gidip kısa bir süre orada çalıştı; bir yıl sonra şu an Almanya sınıraları içerisinde bulunan Regensburg kentinde öldü.

Bilim ve Teknolojiyi uygularken Göz önünde Bulundurulacak Esaslar

May 26
2009

ilim

İnsanoğlu için gerçek hayat ilim ve irfanla kabil olacağından, öğrenip öğretmeyi ihmal edenler, yaşamlarını
sürdürseler bile ölü sayılırlar. Zira, insanın yaratılışının gayesi, görüp bilmek ve öğrendiklerini başkalarına bildirmekten ibarettir.

Bir ferdin tedbir ve isabetli kararlan, onun akıl ve rnantıkla münasebeti nispetindedir. Akıl ve mantık ise, ilim ve marifetle aydınlığa kavuşur ve kemale erer. Onun içindir ki, ilim ve marifetin almadığı bir yerde, akıl atıl, mantık aldatıcı, kararlar da isabetsizdir.

Öğrenip öğretilecek şeyler, insanın mahiyetini, kü in atın sırlannı keşfe yönelik olmalıdır. Ben lik sırlarına ışık tutma yan, meköndaki karanlık noktalan ve tıkanıklıklan açıp aydınlatmayan ilim, ilim değildir.

İlim ve marifetle elde edilen mevki ve paye, başka yollarla elde edilen makamlardan daha yüksek ve daha uzun ömürlüdür Zira ilim, sahibini, dünyada fenalıklardan uzak ve faziletli; öbür ölemde de irfanıyla aydınlattığı makamların temaşasıyla mest ve mutlu kılar.

Her anne ve baba çacuklannın kafalan gereksiz şeylerle işgal edilmezden önce, onlan ilim ve irfanla dayurmalıdırlar. Çünkü, haki kat adına baş gönüller vernanfetten mahrvm ruhlar, her türlü fena düşüncenin serpilip gelişmesine müsait birer tarla hükmündedirleıç Onceden kim onlara sahip çıkar ve tahum saçarsa, ona teslim olur ve onu aksettirirler.

İlim öğrenmekten maksa bilginin insanoğluna mürşit ve rehber olması ve öğren ilen şeylerle, insani olgunluğa giden yollann aydınlığa kavuşturulmasıdır Bu nedenle, ruha sindirilmemiş bir ilim, sahibinin sırtında bir yük; insanı ulvi hedeflere yöneltmeyen marifet de bir aldanmışlıktır.

“İlim, ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir; Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır.’
Hedef ve maksadı belirlenmiş bir ilim, sahibi için, sonsuza kadar devam edecek bir bereket vesilesi ve tükenmez bir hazinedir Bu hazineye malik olanlar, yaşadıklan sürece ve andan sonra, bir tadı su kaynağı gibi daima ziyaret edilir ve hayra vesile olurlar Gönüllere şüphe ve tereddüt atan ve ruhlan karartan, hedefi belirlenmemiş baş teoriler ise, ümitsiz ve bulanık ruhlann, etrafinda uçuşvp durduğu bir pislik yığını ve azap vesilesidir.

İlim ve fen, çeşit çeşit dallan ve her dalın ihtiva ettiği faydalanyla, hemen herkes için yararlı ise de; insanın ömrü mahdut, imkünlan sınırlı olduğundan, bunlann hepsini belleyip istifade etmesi mümkün değildir Bu itibarla, her fert kendisi ve milleti için gerekli alan şeyleri öğrenip değerlendirm eli, diğerleriyle ömrünü başu boşuna geçirmemelidir

Gerçek ilim adamı, çalışma ve ara ştırmalannı, en dağru haberlerin; en aldatmaz beyanlann ışığı altında ve ilmi tecrübelere göre dazenleyip sürdüreceğinden, gönlü rahat, işleri de kolay alacaktır. Gerçeğin bilgisinden mahrum bir kısım zavallı ruhlar ise, durmadan yol ve yön değiştirip bir türlü ham hayallerden kurtulamadıklan için, hep ‘öh u vah” edip hayal kınklığı içinde kalacaklardır.

Her şahsın kadir ve kıymeti tahsil ettiği ilmin muhteva ve zenginliğine göredir İlmi, sırf bir “dedikodu” un- suni alarak kullananın kıymet ve değeri o kadar; onu, eşya ve hıidiseleri tanımada bir “ölçü” olarak kullanıp, mekönın en karanlık köşelerine kadar aydınlık saçan ve irfanıyla kanatlanıp “tabiat” ötesi gerçeklerle kucaklaşanınki de o kadar..

Bilim ve teknolojiyi uygularken göz önünde bulvndvrulacak esaslar. Atatürk tarafindan, özlü sözlerle ifade edilmiştir. Bu görüş ve tavsiyelerden bazılan şöyledir:
‘Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı daşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp alakasız yaşayamayız, Aksine; yükselmiş, ileri emiş, medeni bir millet alarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat, ancak ilim ve fen ile olur İlim ve fen nerede ise onu alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”
“Eğitim mutlaka uygulamalı olmalıdır.”
‘Kendi teknolojimizi kurmak ve geliştirmek mecburiyetindeyiz.”
Atatürk’ün bu görüş ve tavsiyeleri, günümüzde de geçerliliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir

*EğitDer Yayınları Kimya 1 Ders Kitabından Alınmıştır.

İnsan Vücudunda Bulunan Tampon Çözeltiler

May 03
2009

kimya1

İnsan vucudunda bulunan Tampon çözeltileri araştıran arkadaşlar için Vucut Sıvılarında Asit baz dengesini anlatan bir metin yayımlıyoruz.

Tampon Çözeltiler ile ilgili Metinlerin Devamını indirmek için Tıklayınız.

Vucüt Sıvılarında asit baz Dengesi

Tampon çözeltiler

Az miktarda kuvvetli asit veya kuvvetli baz ilave edildiğinde pH değerleri fazla oynama göstermeyen çözeltilere tampon çözeltiler denir. Örneğin deniz suyu iyi bir tampon çözeltidir. Çeşitli vücut sıvıları bu özelliği taşımaktadır.

pH’ı 7’den küçük olan (asidik) tampon çözeltiler hazırlamak için zayıf bir asit ile bu asidin bir tuzu, pH’ı 7’den büyük olan (bazik) tampon çözeltiler hazırlamak için ise zayıf bir baz ile bu bazın bir tuzu kullanılır.

Örnek: Asetik asit (HC2H3O2) ile sodyum asetat (NaC2H3O2)

Tamponlama gücü

Tampon sisteminin pH’ı sabit tutmadaki etkinliğidir. İki faktöre bağlıdır:

1-    Tampon sisteminin pH’ı tamponu oluşturan asidin pH’ına eşit veya yakın ise tamponlama gücü yüksektir. Yani [A-] / [HA]  oranı 1’e ne kadar yakınsa, tampon sisteminin tamponlama gücü o kadar yüksektir.

2-    Tampon öğelerinin mutlak konsantrasyonlarının bölümü olan [A-] / [HA] oranı 1’e çok yakın olmak koşuluyla bu öğelerin konsantrasyonları ne kadar yüksekse tampon sisteminin tamponlama gücü o kadar fazladır. Yani çözeltiye daha fazla kuvvetli asit veya daha fazla kuvvetli baz ilave edilse bile pH değeri pek fazla değişmez.

Vücut sıvılarının pH değerleri

Arteriyel kan: 7.40

Venöz kan: 7.35

Hücre dışı sıvı: 7.35

Hücre içi sıvı: 7.00

Arteriyel kan pH değeri azalırsa (<7.36) ASİDOZ, artarsa (>7.44) ALKALOZ oluşur.

pH > 7.7 ve pH < 7.0 durumunda da hızla ölüm meydana gelir.

Metabolik asidoz nedenleri: a) Plazmadan HCO3- kaybı. b) Plazmada H+ artışı.

Metabolik alkaloz nedenleri: a) Plazmadan H+ kaybı. b) Plazmada OH- artışı.

Respiratuvar asidoz nedeni: Alveolar ventilasyonun azalması (yavaş solunum).

Respiratuvar alkaloz nedeni: Alveolar ventilasyonun artması (hızlı solunum).

Vücut sıvılarında pH’ı sabit tutan mekanizmalar

1-    Tampon sistemleri: Saniyeler içerisinde etkisini gösterir.

2-    Solunum sistemi: Dakikalar içerisinde etkisini gösterir.

3-    Üriner sistem: Saatler, günler içerisinde etkisini gösterir.

Tampon sistemleri

Bikarbonat tamponu: Öğeleri karbonik asit ve bikarbonattır. Tamponlama gücü düşük gibi görünse de, hem karbonik asit, hem de bikarbonat konsantrasyonları vücuttaki fizyolojik mekanizmalar tarafından ayrı ayrı düzenlendiğinden, gerçekte tamponlama gücü çok yüksektir.

Fosfat tamponu: Tamponlama gücü yüksektir ama öğelerinin mutlak konsantrasyonları düşük olduğundan, fosfat tamponu güçlü bir tampon olarak kabul edilemez. Fosfat tamponu iki yerde çok önemlidir: Böbrek tübülüslerinde ve intraselüler sıvılarda (Her ikisinde de fosfat konsantrasyonu yüksek olduğu için).

Protein tamponu: Proteinlerdeki amino asitlerin bazen asidik, bazen bazik özellik göstermesi sonucu çalışan bir tampon sistemidir. Kan plazmasında ve intraselüler sıvıda iş görmesine rağmen, interselüler sıvıya da etki eder. Ayrıca, hemoglobin de kanın önemli bir tampon sistemidir.

Solunum sistemi

Dolaylı olarak, yani bikarbonat tamponu üzerine etki yaparak tamponlama özelliği vardır. Beyin sapındaki solunum merkezinin kontrolünde, kan pH’ı yükselirse solunum yavaşlatılır (CO2 tutmak için); kan pH’ı düşerse solunum hızlandırılır (CO2 atmak için).

Üriner sistem

Böbrekler gerekirse geri emmek ve gerekirse salgılamak yoluyla H+ ve HCO3- iyonlarının kandaki konsantrasyonlarını düzenleme yeteneğine sahiptir.

Özetleyecek olursak vücut pH’ından iki madde sorumludur: HCO3- ve CO2 Birincisinden böbrekler, ikincisinden akciğerler sorumludur.

Tubitak’a Sorulan ilginç Sorular ve Yanıtları

May 01
2009

tubitak

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun Bilim Teknik dergisi bölümünde Merak ettikleriniz kısmına sorulan sorular insanları gülümsetirken ben bu soruyu önceden neden sormadım diye düşündürüyor.
Sizinde yaşama ve bilime dair sorularınız veya öğrenmek istedikleriniz varsa www.biltek.tubitak.gov.tr adresine sorularınızı sorabilir ve bilimsel bir biçimde sorularınıza yanıt alabilirsiniz.

Tubitak’ sorulan sorulardan işte bazıları :

“Leyleklerde hamilelik ne kadar sürer?”
“En uzun rüya 6 saniye midir?’
“Aşkın kimyası var mı?”
“Dünyanın merkezindeki ateş sönerse neler olur?”
“Bazı insanlar sivrisineklere diğerlerinden neden daha çekici gelir?”
“Kızlık zarı diğer hayvanlarda da bulunur mu?”
“Örümcek, ağını örerken ipliğini nereden bulur?”
“Neden kaşınırız ve bazen vücudumuzda kaşınan bir bölgeyi bulamayız?”
“Ben 8 yaşındayım korsanlar hangi yılda vardı?”
“Sorum çok net sizce uzaylı diye bir şey var mı?”
“Kaplumbağamın kabuğu çok yumuşamış, ne yapabilirim?”
“Uzayda dikilen bir bayrak dünyadaki gibi dalgalanır mı?”
“Fırtınalı havalarda, evin içinde de olsam, telefondaysam ya da duştaysam, beni yıldırım çarpabileceğini duydum, bu doğru mu?”
“Şimşeğin çakış hızı nedir?”
“Köpekbalıkları neden durmadan yüzüyorlar?”
“Yılanlar ve kertenkeleler, niçin sürekli dillerini dışarıda tutar?”

İlginç soruların bilimsel açıklamaları :

Bilim ve Teknik Dergisi’nden sorulara bilimsel cevaplar verilerek, ilgililerin merakını gidermeye çalışılıyor. “Leyleklerde hamileliğin ne kadar sürdüğü” sorusuna, “kuşlarda doğum olayından söz edilemediği gibi bir hamilelik döneminden de bahsedilmeyeceği” belirtiliyor.

“En uzun süren rüyanın 6 saniye mi” sorusuna ise “Tekrar eden rüyalarda kişi sürekli birbirine benzer rüyalar görüyor. Bu tip rüyalar yalnızca uykunun son evresinde gerçekleşiyor ve 45 dakika sürebiliyor. İkinci aykırı durum ise gerçek gibi rüyalardır. Gerçek gibi rüyalarda, kişi uyandıktan sonra birkaç dakika gördüğünün rüya mı yoksa gerçek mi olduğuna dair bir bocalama dönemi yaşıyor. Bu tip rüyaların da süresi 30 dakikayı aşabiliyor” karşılığı veriliyor.

“Aşkın kimyası var mıdır” sorusunun yanıtı ise “Aşkın kimyası denince ilk akla gelen, feniletilamin (PEA) adlı maddedir” şeklinde.

“Bazı insanların, sivrisineklere diğerlerinden neden daha çekici geldiği” sorusu ise “Bilim insanları, sivrisineklerin kurbanlarını neye göre seçtiklerini hala araştırıyor. Gerçekten de bazı insanlar sivrisinekler için oldukça popülerken bazıları da hiç ilgi görmüyor” diye karşılık buldu.

“Kızlık diğer hayvanlarda da bulunup bulunmadığı”na ilişkin soruya ise “Kızlık zarı (hymen) birçok karasal memelide (kobay, sıçan, köstebek, at, sırtlan, lama, lemur, vs.) bulunuyor” denildi.

“Örümceğin, ağını örerken ipliğini nereden bulduğu” sorusuna ise “örümceğin ağını örerken kullandıkları ipliği bir yerden bulmaları için örneğin doğadan toplamalarının gerekmediğini, aslında örümcek ağının, bu canlının kendi ürettiği protein yapısında bir madde olduğu” şeklinde yanıt veriliyor.

Bir meraklının, “Sorum çok net; sizce uzaylı diye bir şey var mı?” sorusu ise çok net bir yanıt veriliyor: “Bilmiyoruz!..”

Kaplumbağanın Yumuşayan Kabuğu
Evinde bakımını üstlendiği kaplumbağasının “kabuğu çok yumuşayan” bir hayvansever ise soru yönelterek, çözüm arıyor. Verilen cevapta, “Haşlanmış bir yumurtanın kabuğunun bir gün kadar suda bekletin. Bu suyu kaplumbağanın suyunun içine koyun. Ara ara da haşlamış yumurta akı verin. Böylece kabuk için gerekli besin verilmiş olur” deniliyor.
“Köpekbalıkları neden durmadan yüzüyor” şeklindeki soruya, “Köpekbalıklarının çoğu iki nedenden ötürü durmadan yüzerler; solunum yapmak ve batmamak için” diye karşılık verildi.

Fırtınada Tedirginlik
Bir kişinin de siteye ulaştırdığı, “Fırtınalı havalarda, evin içinde de olsam, telefondaysam ya da duştaysam, beni yıldırım çarpabileceğini duydum, bu doğru mu?” sorusu da “Yıldırım son derece güçlü ve tehlikeli bir kuvvet. Evet, telefonda konuşuyorsanız ya da suyla ilgili bir şeylerle uğraşıyorsanız, evin içinde de olsanız sizi çarpabilir” şeklinde cevaplandı.

Yılanların Dili
Soru: “Yılanlar ve kertenkeleler, niçin sürekli dillerini dışarıda tutar?”
Cevap: “Dil dışarıda tutulmaz, sürekli olarak dışarıya uzatılıp, içeriye geri alınır. Özellikle yılanlar ve kertenkelelerde görülen bu davranışın esas nedeni, çevreden duyum almaktır.”
Soru: “Balıkların hafızasının kısa süreli olduğu nasıl bir testle anlaşılmıştır.”
Cevap: “Balıklar yalnızca içgüdüleriyle hareket eden basit canlılar değil, akıllı, sorunlarına zekice çözümler bulan, toplumsal zekaya sahip canlılar olarak kabul ediliyor.”
Soru: “Kargaların ortalama ömrünün yaklaşık 200 yıl olduğunu duydu. Doğru mudur?”
Cevap: “Doğada vahşi olarak yaşayan kargalar en fazla 13-14 yıl kadar yaşarlar?”
Soru: “Uzun bağırsak ve kısa bağırsağın uzunluğu kaç metredir?”
Cevap: “Sağlıklı bir erişkinde ince bağırsak boyu yaklaşık 6-6,5, kalın bağırsak boyuysa yaklaşık 1,5-2 metre.”

Bilimin insan Hayatındaki Yeri ve Önemi

Nis 27
2009

ilim

Yaşadığımız kainatta her şeyin bir ilmi ölçü içinde yerleştirildiğini, atomlardan yıldızlara kadar bütün sistemlerde rastladığımız ahenkle anlıyoruz. Bitkilerin durumu da, belli bir plan ve ahengi sezdiriyor. Hayvanlarda ise, bir takım sırlı şevkler var. Biz bunlara nasıl isimler bulursak bulalım, mutlaka hayret ve hayranlık uyandıracak olaylarla karşılaşıyoruz. Arıların bal yapmasından tutun da, yılan balıklarının kat ettikleri uzun mesafelerde ellerinde adres ve pusula varmış gibi isabetle yol almalanna kadar her şeyde, bir ilim pırıltısı sezilmektedir .

İnsanlar ise; düşünmesiyle, konuşmasıyla, gülmesiyle, ağlamasıyla, maddesiyle, ruhuyla bizzat başlı başına bütün ilim lere konu olmuştur. İşte insan dağda, taşta, atomda, yıldızda ve kendinde cisimleşmiş ilmi; aklı ile fark eden, yakaladığı incelikleri değerlendirerek kademe kademe hep yeni yler öğrenen bir varlıktır. Bazı ilimler de insanoğluna ilhamlar yoluyla gönderilmiştir. Bu yol ile ilim ve ilmi çalışmalar teşvik edilmekte, bu konuda yol gösterilmektedir İlim adamı kendini ilme verdiği, konusuyla tam konsantre olduğu hülde pek çok olayda neticeye varamamış, mum tahtaya dayandığı sırada; ya bir rastlantı veya bir rüya imdadına yetişmiştir.

İşte bir örnek:

Bu asrın başlarında öğrenci Niels Bohr şöyle bir rüya gördü: Kendisi Güneşin kızgın gazlarla dolu merkezinde duruyor ve gezegenler ince ipliklerle bağlanmış halde Güneşin etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr’un yakın ından geçerken bir de düdük çalıyordu. Sonra soğuyan gazlar katılaştı. Güneş ve gezegen ler uzaklaşıp gittiler. Bohr uyandı. Bu rüya onu, Güneş Sistemi ile atomun yapısı arasında bir benzerlik düşünmeye zorladı. Eksi yüklerin atomdaki yeri ve hareketleri konusundaki sır çözülmüştü. Ortada bir çekirdek ve etrafinda dönen elektronlar… Böylece modern atom teorisi bir rüya ile başlamış oluyordu. Bilim ve teknolojinin temelinde; kendini ilme adamış, kitapların arasında kaybolan, laboratuarda sabahlayan, rüyalarında dahi formüllerle, kan unlarla uğraşan ilim adamı vardır Teknoloji heyecanı her şeyden önce ilim adamının benliğini sarar Bilim ve teknoloji ağacının kökünde çile vardır, yorgunluk vardır, göz nuru vardır. Meyveleri ise pek tatlıdır. Dilerseniz birkaçını hatırlayalım.

Buz dolabı, çamaşır makinesi, traş makinesi, ütü, elektrikli süpürge, karıştıncı, kurutma cihazı, finn, asansör, hidrofor teşkilatı, dev apartmanlar, ısıtma-aydınlatma tesisatı, taşıtlar, giyim… Nasıl teknoloji ile iç içeyiz değil mi? Tarım sektöründe bile pek çok aşamada teknolojinin damgasını görmek mümkündür Tohumun toprağa atılması, toprağın sürülmesi, sulama, zirai ilöçlar, kurutma, ambalajlama, konserveler, kısaca topraktan sofraya kadar her saf hada ağırlığını hissettiren fen ve teknoloji git gide adımlarını büyütmektedir.

Asrımız dünya çapında bu dev gelişmeye, devletlerin amansız rekabetine sahnedir Bu mücadelede, üzerim ize düşen şey noksanlarımızı bir an önce gidermek, ülkemizi çağın teknolojisinde adı anılır hale getirmektir.

Sürat Yayınlan Fen Bilimleri  ders kitabından alınmıştır.

Dünyada Bulunan Bilim Merkezleri

Nis 26
2009

bilim-merkezleri

Yaklaşık olarak Dünyada 1500 bilim merkezi vardır. Bilim merkezlerinin ziyaretçi sayıları 200 milyondan fazladır. Avrupa’da yaklaşık olarak 280 bilim merkezi bulunmaktadır..

Bilim Merkezinin Sorumlukları Nelerdir ?
Asıl Amaçları bilim ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmaktır.

Bilim merkezi birlikleri, bilim merkezleri ve çeşitli kuruluşlar arasında bilginin verimli bir şekilde akışından, eğitimler düzenlemekten, destekler vermekten, basılı yayınlar hazırlamaktan, konferans ve toplantılar düzenleyerek popüler bilim konusunda son gelişmeleri aktarmaktan, çeşitli bilim merkezleri ile bilim ve teknoloji kuruluşlarını bir araya getirerek bilgi ve tecrübe paylaşımının sağlandığı ortamlar geliştirmekten ve gezici sergiler kiralayarak hizmet vermekten sorumludur

Bilim Merkezi Ağları :
# ASTC (Association of Science-Technology Centers).
# ECSITE (European Network of Science Centers and Museums).
# ABCMC (Associação Brasileira de Centros e Museus de Ciência).
# AMMCCyT (Asociación Mexicana de Museos y Centros de Ciencia y Tecnología).
# ASPAC (Asia Pasific Network of Science and Technology Centers).
# ASTEN (Australasian Science and Technology Exhibitors Network).
# CASC (Canadian Association of Science Centres ).
# CIMUSET (ICOM’s International Committee of Science and Technology Museums).
# ISCAN (Irish Science Centres Association Network).
# NCSM (National Council of Science Museums).
# NSCF (Nordisk Science Center Forbund).
# Red Pop (Network for the Popularization of Science and Technology in Latin America and the Caribbean).
# SAASTEC (South African Association of Science and Technology Centers).

İletişimin Tarihi Video İlk İnsanlardan Günümüze

Nis 25
2009

iletisim-tarihi

ilk insanlar da dahil olmak üzere insanlar sürekli bir iletişim içindelerdir. İletişim Araçları Çağa göre değişir fakat iletişim hiç bir zaman eksik kalmaz.TTÇocuk un hazırlamış olduğu bu animasyon ile daha güzel bir şekilde göreceksiniz.

Animasyonu izlemek için tıklayınız.

Gelecekteki 50 Yıl içinde Hayatımızdaki Değişiklikler

Nis 20
2009

Hergeçen gün gelişen teknoloji içinde değişen bazı fiiller mevcut : bazı eylemler ortadan kalkacak tarihe karışacak bazıları ise hayatımıza yeni olarak girecek. İlerideki 50 yıl içinde hayatımızda değişecek olanlar sırasıyla neler acaba :

2010

Hayatımızdan çıkacaklar: Mektup yazmak - Normah sıcaklıklardaki hava düşüncesi - Kişisel gizlilik - Kül tablaları - Sütçüler

Hayatımıza girecekler: Yalan makineleri - Giyilebilir bilgisayarlar - Uyku makineleri

2015

Hayatımızdan çıkacaklar: Kaybolmak -.Teşekkür mesajları - Karasal telefonlar

Hayatımıza girecekler:.Ay üzerinde kurulacak yerleşim yerleri - Tek kullanımlık cep telefonları - Akıllı kozmetik ürünleri - Yalnızca uyumak için tasarlanmış oteller

2020

Hayatımızdan çıkacaklar: Postaneler - Ücretsiz otomobil park alanları - 1. dünya savaşından kurtulanlar - Sekreterler - DVD - Rusya’daki demokrasi - Telefon rehberleri - Normal emeklilik düşüncesi - Özgür Tayvan

Hayatımıza girecekler:.Robotlar tarafından yapılan ameliyatlar - Yapay gözler

2025

Hayatımızdan çıkacaklar: Doğru yazım ve imla - Yollarda ücretsiz olarak otomobil kullanmak - Masaüstü bilgisayarlar - Haftasonu izinleri - Maldivler - Paris Hilton
Hayatımıza girecekler: Hidrojen yakıtı istasyonları - Ülke dışında yerleştirilmiş hapishaneler - Hafıza silme - Duyusal İnternet

2030

Hayatımızdan çıkacaklar: Reality Showlar - Ticari birlikler - Miras vergisi - Normal bir öğle yemeği yemek -.Kozmetik endüstrisi sayesine estetik ameliyata ihtiyaç duymamak

Hayatımıza girecekler: Robot çocuk bakıcıları - Sanal tatiller - Uzaya kurulacak bir merdiven - Yapak hafıza güçlendiriciler - Otomatik şöförlü arabalar - Sanal bakteri

2035

Hayatımızdan çıkacaklar: Kendi kendine oyun oynayan çocuklar - Bozuk para - Petrol - Microsoft - Orta sınıf - Düşük fiyatlı yolculuk - Bangladeş

Hayatımıza girecekler: Kendi kendini tamir eden yollar - Gene göre ayarlanmış diyet - 3 boyutlu yazıcılar - Sanal gerçeklik pencereleri

2040

Hayatımızdan çıkacaklar: Banknot ve cüzdanlar - Petrol ürünleriyle çalışan motorlar - Bağımlılık ve sağırlık - Milli para - Ücretsiz halk alanları - “Özür dilerim” deme fikri - Avrupa Birliği

Hayatımıza girecekler: Uzayda kurulacak fabrikalar -.Evrensel para birimi - Video oynatabilen duvar kağıtları - Yalnızca hapishane olarak kullanılan ülkeler.

2045

Hayatımızdan çıkacaklar: Monopoller - Kravat - İngiliz monarşisi - Doğal doğum

Hayatımıza girecekler: Çevreyi kirletmeye göre ayarlanan vergiler - Görünmezlik pelerini - Mars’taki ilk insan

2050

Hayatımızdan çıkacaklar: Tek parça halindeki Belçika - Körlük - Google - İkinci dünya savaşından sağ kalanlar

Hayatımıza girecekler: Hastalıklarla mücadele edecek küçük robotlar - Beyin nakli - Küresel nüfus hüviyeti.- Hafıza yükleme - Seçimler ve vergileri - Işınlanmak

Daha sonrasında

Hayatımızdan çıkacaklar: Çirkinlik - Birleşik devletler - Ölüm (İstenmediği sürece) Yapay beyin - Göktaşlarında madencilik - Stress seviyesini ölçen ve gösteren elbiseler.

Müslüman Bilim Adamları ve Buluşları

Mar 09
2009

İlkokuldan beri kafamıza kazınan yabancı bilim adamlarının varlığını sorgusuz suailsiz kabul ederken hiç düşünyor muyuz ki Newton, Kepler, Lavoisier, Wright kardeşler, Toriçelli, Dekart, Galile, Kopernik, Kristof Kolomb, Vasco de Gama gerçekten bir ilk mi yoksa bu kişilerden önce bazı şeylerin varlığını keşfetmiş bilim adamları varmı ?

Newton’un yerçekimini ilk bulduğu söylenir hatta hikayesi de mevcuttur.Oysa yerçekimini ilk bulan müslüman bir bilimadamı var : Razi , yerçekimini Newtondan önce bulmuştur. Uçmayı ilk kim başardı ? Ders kitaplarına bakacak olursak Wright kardeşler. Oysa ki  Ebu Firnas adlı İslam bilgini onlardan 1000 yıl önce uçmayı başarmıştır. Birçok şeyi ilk olarak keşfettikleri halde bazı sebeplerden dolayı seslerini duyuramadılar. Bu nedenler ister  Yaşadıkları dönemin özellikleri olsun ister kişisel özellikleri neticeye bakacak olursak müslüman bilim adamlarının yanlış bilinen bir geçmişi var.

İşte size Müslüman Bilim Adamları ve icatları :

Kanatlarla uçan ilk alim: Hazerfen Ahmed Çelebi
İlk uçağı yapan alim: Ebu Firnas
Sarkaçlı saati yapan ilk alim: İbni Yunus
Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim: Hazini
Atomun parçalanabileceğini ilk bulan alim: Cabir bin Hayyan
Gökkuşağını ilk açıklayan alim: Kurbettin Şirazi
İlk kimya laboratuvarını bulan alim: Cabir
Fosforu ilk bulan alim: Beşir
Havan topunu bulan ilk alim: Fatih Sultan Mehmet
İlk kıta seyahatnamesini yazan alim: İbni Battuta
İlk dünya haritasını çizen alim: Mürsiyeli İbrahim
İlk ecza kitabını yazan alim: İbni Baytar
İlk kağıt fabrikasını kuran alim: İbni Fazıl
Kızamık ve çiçek aşısını keşfeden alim: Razi
Mikrobu bulan alim: Akşemseddin
Cüzzamı bulan alim: İbni Cessar
Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim: İbni Hatip
Verem mikrobunu bulan alim: Kambur Vesim
Retina tabakasını bulan alim: İbni Rüşd
İlk göz ameliyatını yapan alim: Ammar
İlk kanser ameliyatını yapan alim: Ali bin Abbas
Küçük kan dolaşımını bulan alim: İbnünnefis
İlk tabipler odası başkanı: Ali bin Rıdvan
Sıfırı ilk kullanan alim: Harizmi
Trigonometriyi ilk bulan alim: Battani
Tanjant, kotanjant ve kosekandı ilk bulan alim: Ebul Vefa
Trigonometri kitabını ilk yazan alim: Nasiruddin Tusi
İlk trigonometrik dönüşüm formulünü bulan alim: İbni Yunus
Binom formulünü ilk bulan alim: Ömer Hayyam
İlk diferansiyel kitabını yazan alim: Sabit bin Kurra
Ondalık kesiri ilk bulan alim: Gıyaseddin Cemşid
İlk usturlabı yapan alim: Zerkali
Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim: Biruni
Güneşin yüzeyindeki lekeleri ilk bulan alim: Fergani
Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen, ilk cetveli geliştiren alim: Cabir bin Eflah
İlk otomatik kontrol sistemlerini tasarlayan alim: Ahmed bin Musa
Optiğin temellerini koyan alim: İbni Heysem
Sesin fiziki açıklamasını yapan ilk alim: Farabi
İlk torna tezgahını yapan alim: İbni Karara

İlk Bilim Kadınları

Şub 12
2009

Türk Bilim Kadınları

Kadın Bilim adamları demek biraz çelişiyor biz Bilim Kadınları diyerek başlıyalım :

Ülkemizde Kadınların Bilime ilk adımları Cumhuriyetin ilanı ile Mustafa Kemal Atatürk sayesinde atılmıştır. Bunun nedeni daha önceden kadınların gideceği üniversitelerin çok az sayıda olması ayrıca az sayıdaki bu okullardan mezun olan Kız öğrenciler yüksek makamdaki kişiler ile evlenerek bilimden uzaklaşmışlardır.İlk bilim kadınlarımızı Cumhuriyetten önce eğitimlerini yurt dışında tamamlamışlardır ( Fransa , İtalya … ) .

ilk Türk Kadın Kimyager :Remziye Hisar, Fransada Sorbonne Üniversitesinde Marie Curienin ders verdiği dönemlerde okudu ve kendi alanında Türkçe ve Fransızca kitaplar yayımladı.

ilk Türk Kadın Doktor: Safiye Ali ise eğitimini 1921 yılında Almanyada tamamlamıştır.
ilk Kadın Avukat : Guzide Lutfu: 1928 yılında istanbul Barosuna 1127 sicil numarasıyla kayıt olan ilk kadın avukat idi.
Hepimizin bildiği Sabiha Gökçenm hem Türkiye’nin hem de dünyanın ilk kadin savas pilotuydu.

Dünya’daki Bilim Kadınlarından Örnekler :

Hypatia : (M.S. 370-415)
Aydınlığın son ışığı
Şimdi, epey gerilere giderek İskenderiyeli astronom ve matematikçi Theon’un kızı Hypatia’yı anlatalım. Bilimi ve zerafeti ile olduğu kadar güzelliği ile de ünlü olan bu filozof ve matematikçi Grek hanım Atina’da eğitimini tamamladıktan sonra İskenderiye’ye yerleşmiş ve orada bir okul açmıştır. Zamanında yaşayanlarca filozof İsidorus’un karısı olduğu söylenmişse de, bunda bir yanılgı olduğu sanılmaktadır; çünkü güvenilir yazarlara göre Hypatia hiç evlenmemiştir. Babasından aldığı sağlam fikir yapısı ile kendisini Platon’un izinde buldu ve İskenderiye’de Platon, Aristo ve Suda gibi diğer filozoflar üzerine halka açık dersler verdi. En önemli öğrencisi Synesios’dur. Sonradan büyük filozof olan bu öğrencisi ona hayranlığını ve ilmine duyduğu takdirlerini bildiren pek çok mektup yazmıştır. Bu mektuplar felsefe tarihi kitaplarında bugüne kadar gelmiştir. Buna karşın Damaskios ve onun hocası İsodoros, Hypatia için filozof olarak büyük takdirlerini söylerken İskenderiye’deki Platon geleneğinin etkisi altında kalmayıp, kendi kararını verseydi geometride daha ileri olurdu fikrini ileri sürmüşlerdir. Sinosios ve Herakles’in yetişmelerinde öğretmenleri Hypatia’nın üstün gayreti teşekkürle anlatılmaktadır.
Hypatia çeşitli bilim dallarında çalışmıştı; yaratıcı olmaktan çok bir eleştirmen ve yorumcu (commentator) idi. Astronomik tablolar, Appolonius konik kesitleri ve Diophant üzerine yorumları vardır.
Hypatia’nın en parlak zamanı Arkadius’un hükümranlığı dönemine, 415′deki trajik ölümü de Arkadius’un halefi devrine rastlar.
Hypatia’nın İskenderiye’de yeni Platonculuğu yansıtan felsefesi, yaklaşımı bakımından Atina okuluna göre daha araştırmacı ve bilimsel nitelikteydi, ayrıca Atina okulu kadar mistik eğilimler taşımıyordu.
MÖ 3. yüzyıldan başlayarak altıyüz yıllık bir süre boyunca insanların İskenderiye’de başlattığı düşünsel ortamdan sonraki baskı, öğrenmekten korku bütün izleri yok etmiştir. Hıristiyanlıktan sonra filozoflar takımı Roma hükümdarının himayesinde olmaya devam ettiler ve yeni eğitim hiçbir şekilde yığınlara mal edilmedi. Hükümdar Julyana Apostata’nın onlara verdiği koruma, ölümünden on yıl sonra da devam etti. Hypatia o dönemde ilk Hıristiyanlarca büyük ölçüde putperestlikle özleştirilen öğrenim ve bilimi simgeliyordu. Bu nedenle İskenderiye’de Hıristiyanlar ve Hıristiyan olmayanlar arasındaki gerginlik ve çatışmaların öne çıkan ismi olarak görülüyordu. Eski aydınlanmanın temsilcisi olan Hypatia, Pitolemais şehrinin putperest valisi Orestes’in himayesine sığınır, Rahip Cyrillos’un İskendiriye’ye Başpiskopos olmasından sonra gerginlikler daha artar ve onun yandaşlarının oluşturduğu bir kitle tarafından sokakta araba altında linç edilir.
Önceleri Makedonyalılar, sonra Romalı askerler, Mısırlı rahipler, Yunan aristokratları, Fenikeli denizciler, Yahudi tacirler, Hindistan ve Güney Sahra’dan gelen ziyaretçiler İskenderiye’nin parlak döneminde büyük bir uyum içinde yaşamışlardı. Büyük İskender’in kurduğu bu şehrin muhteşem bir kütüphanesi ve buna bağlı bir müzesi vardı. Bilim ve düşünce ürünleri burada çiçek açmıştı; pek çok bilim adamının yanında İskenderiyeli Theon ve kızı Hypatia da bu kütüphaneye devam edenler arasındaydı. Bu kütüphane de fanatikler tarafından yakılmıştır.

Sonja Kowalewsky: ( 1850 - 1891 )
Güzel, hırslı ve başarılı…
15 Ocak 1850′de Moskova’da aristokrat bir ailenin kızı olarak doğan Sonja Korvin Kroukowka, küçük yaşından itibaren matematik çalışmaya başlamıştı. Sonja’nın yurt dışında öğrenim görme arzusu onu Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi’ne götürdü. E.T. Bell’e göre bu çok yetenekli genç kız, yalnız yeni zamanların en yüksek kadın matematikçisi değil, aynı zamanda kadının özellikle yüksek öğretimdeki yeteneksizliği fikrine karşı, bağımsızlığa kavuşması cerayanının önderi olmuştur.
1869 sonbaharında 19 yaşında göz kamaştırıcı bir genç kız olan Sonja, Heidelberg’de Leo Königsberger’in eliptik fonksiyonlar, Kirchoff ve Heltmotz’in fizik derslerini izler. Weierstrass’ın ilk öğrencilerinden olan Königsberger durmadan Sonja’ya hocasını methediyordu. Sonja Weierstrass’ın iliminden yararlanmak için onunla konuşmaya karar verir. 1870′lerde evlenmemiş kız öğrencilerin durumu bir bakıma anormal görüldüğünden, Sonja dedikodulardan kaçınmak amacıyla “şeklen evlilik” denilen bir anlaşma yaparak, Almanya’ya giderken kocasını Rusya’da bırakır. Weierstrass’a başlangıçta evli olduğunu söylemez. Weierstrass’ın öğrencisi olmak arzusuyla Berlin’e gittiğinde Sonja yirmi yaşında, canlı, kararlı ve çok ciddi idi. “Weierstrass hiç evlenmemişti, ama güzel bir kadının ayağına gelmesiyle sıvışıp gidecek kadar ürkek bir bekar değildi.” diyor Bell. Sonja aynı zamanda parlak bir yazardı, bir genç kız olarak matematik ve edebiyat kariyerini seçmekte uzun zaman tereddüt etti. Sonradan dinlenmek için Rusya’ya döndüğünde, kendi anıları üzerine yazdığı kitap İskandinav ülkelerinde basılmıştır. Bunun yayınından sonra Rusya ve İskandinavya’daki edebiyat kritikleri, Sonja’nın stil ve düşünce bakımından en iyi yazarlara eriştiğini söylemişlerdir.
Sonja Satürn’ün halkası teoremi ile de uğraştı. Matematik fizikte, ikinc imertebeden kısmi türevli diferansiyel denklemler üzerindeki yayınlarıyla ünlü Fransız matematikçileri Darboux ve Hadamard’la Sonja Kowalewsky ismi de yer almaktadır.
Bu büyük ödülden iki yıl sonra kısa süren bir hastalığın ardından 10 Şubat 1891′de Stockholm’de öldü. Weierstrass ise altı yıl sonra 1897′de öldü.

Sophie Germain:(1776-1831)
Matematik dünyasına girebilmek için erkek ismi…
Sonja Kowalewsky’den önce yaşamış Fransız hanım matematikçisi Sophie Germain’i anlatmak için, Kowalewsky’nin hocası Weierstrass’dan söz ettiğimiz gibi, bu defa bilimlerin kraliçesi matematiğin prensi Gauss’dan söz etmek gerekiyor. Almanya’nın Braunschweig şehrinde 1777′de fakir bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Gauss, çocukluk çağında parlayarak, genç yaşlarında metamatiğe kesinlik getirme ve yeni devir açma mertebesine erişir. O çağlardaki hocalarının ve onlar vasıtasıyla Braunshweig Dükü Ferdinand’ın destekleriyle büyük çalışmalar yapmak imkanını buldu. Esas konumuz Gauss olmadığı için onun için söylenmesi gereken güzel sözleri bir tarafa bırakarak; sadece şaheseri Disquisitiones Arithmatica’yı zikredelim.
Gauss, araştırmaları için kendisine danışanlarla yazışmalarında, bilimsel ilişkilerinde çok yürekli davranırdı. Hiç görüşmemelerine rağmen, Sophie Germain’e bilimsel olarak gösterdiği ilgi, o devirdeki bir adam, üstelik bir Alman için eşine az rastgelinir bir olaydır diyor E. Bell.
Fransız matematikçisi Sophie Germain (1776-1831) Gauss’dan bir yaş büyüktür. Disquistiones Arithmetica’ya hayran olup, bundan ilham alan Sophie Germain, aritmetik üzerine bazı çalışmalarını Gauss’a mektupla göndermiş, fakat Gauss’un bir kadın matematikçiye olumsuz bir kanısı olabileceğinden çekinerek mektuplarında bir erkek adını, M. Leblanc’ı kullanmıştı. Gauss, bu mektupları derin takdir besleyerek mükemmel Fransızcası ile yanıtlıyordu.

Emmy Noether: (1882-1935)
Büyük cebirci
Sonja Kowalewsky’den 30 yıl sonra doğan Emmy Noether’in modern soyut bilime katkılarını anlatmak için daha bilimsel bir yazı çerçevesi gerekir. Üniversite öğrenciliğim sırasında, rahmetli hocam Cahit Arf’ın cebir ve ileri sayılır teorisi derslerinde Noether ismini çok duymuştum, ama kendisinin bir büyük hanım matematikçi olduğunu sonradan farkettim; soyadının önündeki harflere dikkat etmemişim herhalde… Çünkü babası Max Noether (1844-1921) Almanya’da yaşamış, cebirsel fonksiyonlar teorisi, cebirsel geometride sayısız teoremleri ile tanınmış bir matemakçidir. Erlangen’de doğan kızı Emmy, önce Göttingen’de profesör olmuş, modern cebire önemli katkılarda bulunarak sayısız öğrenciler yetiştirmiştir. Topoloji ve ideal teorileri ve Galois teorisinin modern takdimi üzerindeki araştırmaları ile adını dünyaya duyurmuştur. 1933′de Yahudi olduğu için Alman Nazizmi’nden kaçmak zorunda kalarak, ABD’ye göç etmiştir. Yine orada önemli bir kolej olan Bryn Mawr College’de profesörlüğe başlamıştır. O da, oldukça genç ölmüştür. Daha uzun yaşasaydı matematik çok şeyler kazanacaktı.
Alman matematikçisi Landau’a göre Emmy, N. ailesinin başlangıç (orijin) noktasıdır.