Realizm ( Gerçekçilik ) Akımının Özellikleri ve Temsilcileri 11.sınıf

Ara 01
2008

Lisede öğrenim görmekte olan bazı arkadaşların isteği üzerine  11.sınıf Konusu olan Realizm ( Gerçekçilik ) Akımının Özellikleri ve Temsilcileri’ni araştırmak üzere kolları sıvadık. Kolay gelsin

Realizm ( Gerçekçilik ) Akımının Doğuşu :

19.yüzyılın ikinci yarısında romantizme tepki ola­rak doğmuş bir sanat ve edebi akımdır realizm. Bu döneme kadar geiinen süreçte, fen bilimle­rinde ve toplumsal bilimlerde önemli gelişmeler olmuştur. Özellikle deneysel bilimlerde gelinen aşama, olguların duygu, hayal ve metafizikle değil, maddi gerçeklerle açıklanması sonucunu doğur­muştur.

Realizmin doğuşundaki ikinci önemli etken, dü­şünsel alanda August Comte’un pozitivizm (olguculuk ) felsefesidir. Pozitivizm, neden – sonuç ilişkisine önem veren, doğayı ve insanları bilimin İki temel aracı gözlem ve deneyle açıklamaya çalışan felsefi bir düşünce sistemidir. Realizmin romantizme üstünlüğü, Gustave Flaubert‘in 1857′de yazdığı “Madam Bovary” romanı ile gözler önüne serilmiştir.

Realizm ( Gerçekçilik ) Akımının Amacı :

Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve edebi eserlerin bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır.

Realizm ( Gerçekçilik ) Akımının Özellikleri:

1. Realist Sanatçılar, anlattıklarında gözleme ve belgeye dayanır. Yazarlar bilgiyi anket yöntemiyle toplamış­lar, sonradan yapıtlarında kullanacakları malzemeyi günlük gözlemler olarak not etmişlerdir.
2 .Realist sanatçılar, yapıtlarda kendi kişiliklerini gizlemişler, toplumu ve insanı bilim adamı nesnelliğiyle, iyi-kötü, güzel-çirkin demeden yansıtmışlardır.
3. Realizm Konuları gerçek yaşamdan alındığından, ola­ğanüstü oiay ve kişilere yer verilmez. Olay ve kişi­ler, günlük yaşamda yaşanma ya da görülme olası­lığı olan nitelikler taşır. Bunlar yapıtlarda ayna ya da fotoğrafçı gerçekçiliği ile yansıtılır.
4. İnsanlar, yaşadıkları çevreyle birlikte ele alınmıştır. İnsan kişiliğinin oluşumunda çevrenin etkisi ve önemi belirtilmiştir. Doğa ve insan betim­lemeleri ölçülüdür. Süs olsun diye yapılmamıştır.
5. Realist sanatçılar,”sanat için sanat” anlayışı­na sahiptir. Sanatı ve edebiyatı toplumu değiştirme, eğitim ve mücadele aracı olarak görmediler.
6. Realist yapıtlarda açık, yapmacıksız, söz sa­natlarından uzak bir üslup kullanılmıştır. Sanatçılar biçim ve güzelliğine, kusursuzluğuna önem vermiş­lerdir,

Realizm ( Gerçekçilik ) Akımının Önemli Sanatçıları:

  • Stendhal (Kırmız ve Siyah, Parma Manastırı)
  • Balzac (Goriot Baba, Vadideki Zambak, Eugenie Grandet)
  • G. Flaubert (Madame Bovary)
  • Lev Tolstoy (Savaş ve Barış, Diriliş, Anna Karenina)
  • Dostoyevski (Suç ve Ceza)
  • A. Çehov (Vanya Dayı, Vişne Bahçesi)
  • M. Şolohov (Ve Durgun Akardı Don)
  • E. Hemingway (Çanlar Kimin İçin Çalıyor)
  • J.Steinbeck (Gazap Üzümleri)
  • Herman Melville (Moby Dick)
  • Charles Dickens (Oliver Twist, David Copperfield)
  • Gogol (Müfettiş, Ölü Canlar)
  • Turganyev (Babalar ve Oğullar)
  • M.Gorki (Çocukluğum, Benim Üniversitelerim, Ekmeğimi Kazanırken)

RELİZM ( Gerçekçilik ) AKIMININ TÜRK EDEBİYATINDAKİ YERİ VE ETKİSİ:

Realizmden etkilenme İlk, Tanzimat’ın ikinci ya­rısında başlar. Hemen hemen tüm edebi dönemler­de etkisini göstermiştir. Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”, Samipaşazade Sezai’nin “Sergüzeşt” romanları realist etkiyi taşıyan ilk ro­manlarıdır. Servet’i Fünun’dan Halit Ziya, Mehmet Rauf realizmden etkilenmiştir. Servet’i Fünun dö­neminin bağımsız yazarları Hüseyin Rahmj ve Ah­met Rasim realist etkiler taşır. Milli edebiyat ve Cumhuriyet döneminden Yakup Kadri, Halide Edip, Ömer Seyfettin, Reşat Nuri, Memduh Şevket Esendal realist etkisiyle yazan diğer yazarlardır.

Realizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri:

  • Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası)
  • Samipaşazade Sezai (Zehra)
  • Nabizade Nazım (Kara Bibik)
  • Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar)
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban……)
  • Memduh Şevket Esendal (Ayaşlı ve Kiracıları)
  • Reşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla)
  • Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle)
  • Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle)

Klasisizm Akımı Özellikleri , Temsilcileri ve Türk edebiyatındaki Yeri 11.sınıf

Ara 01
2008

Lisede okuyan arkadaşlarımızın isteği üzerine 11. sınıf Lise 3 Konusu olan Klasisizm Akımı’nı detaylı şekilde araştırmak için Teknoalem.org ekibi olarak kolları sıvadık. Kolay gelsin.

Klasisizm Akımının Doğuşu

17.yüzyılda Fransa’da doğmuş bir edebi akı­mdır. 17.yüzyıl Fransası’nın toplumsal ve siyasal ya­pısı,düşünsel alanda rasyonalizm (akılcılık) felsefe­si, klasisizmin doğuşunda etkili olmuştur. Bu yüzyılda Fransa’da güçlü bir krallık rejimi vardır. Siyasal ve toplumsal alanda her şey kuralla­ra bağlanmış, yasa ve düzen egemen olmuştur. İnsan hak ve özgürlükleri önem taşımamaktadır. 1634′te Fransız Akademisi kurularak dil ve ede­biyat kuralları belirlenmiştir. Descartes’in, rasyonalist felsefesine göre akıl, doğru ve gerçeği bulmanın temel aracıdır. Duygular, kesinlikle aklın denetimine alınmalıdır.

Edebiyat ve Güzel Sanatlarda Klasikçilik

Daha özel bir anlamda da, Louis XIV saltanatının en parlak döneminde, yani 1661 ile 1685 yılları arasında Fransa’da yayımlanmış eserlere «klasik» denilir. Edebiyatta klasikçiliğin en ünlü temsilcileri Corneille, Moliere, Racine, La Fontaine, Boileau ve Bossuet’dir. Hepsi de aynı öğretiye inanmışlar, aynı beğenilerin ve ilkelerin çevresinde birleşmişlerdi: eski yazarları örnekseme kaygısı, doğru ve yapmacıksız olma isteği, garip ve olağandışı şeylere düşmanlık, kurallara uyma, hayal gücünün ve duygululuğun akıl yoluyla düzene konulması. Boileau bu öğretiyi 1674′te Şiir Sanatı adlı eserinde açıkladı.

Güzel sanatlar alanında ise, Versailles Sarayı’nı Aynalı Galeri’sini, Büyük Trianon’u, İnvalides’in kubbesini ve şapelini yapan mimar Jules Hardouin-Mansart’ı, Fransız usulü bahçeleriyle ünlü Andre Le Nötre’u, ressam Nicolas Poussin ile Le Lorrain diye anılan ressam Claude Gellee’yi sayabiliriz.

Kesinlik ve Açıklık

Bununla birlikte, klasikçilik kavramı yalnız Louis XIV saltanatıyla sınırlandırılamaz. Daha geniş anlamda, büyük ve güzel olan, üstünlüğünü yüzyılların yargısına kabul ettiren her eser, bir saflık, zarafet ve belirginlik kanıtı olduğu ölçüde klasiktir. «Klasik müzik» kavramı işte bu anlamda alınmıştır.

Klasikçilik aynı zamanda kusursuzluğun aranmasıdır: sanatçı eksik ve tutarsız olan her şeyi bir düzene sokmak, ona bir tutarlılık, bir birlik kazandırmak çabasındadır. Klasik eser, küçük ayrıntılarla, çok özel ya da rastlantılı olaylarla oyalanacak yerde ölümsüz şeyleri değerlendirmeğe çalışır. Sanatçıların hayal gücünü kısıtlayan bu katı kurallar, XVIII. yy.da yeni bir akademik üslûbun doğmasına yol açmıştır: çoğu zaman soğuk bir anlatımın izlerini taşıyan yeni klasikçilik.

Klasisizm Akımının Özellikleri :

1. Klasik sanatçılar akla ve sağduyuya önem ve­rirler. Duygu ve coşkuları, akıl yoluyla denetleme amacı güderler.
2. Klasik sanatçılar eski Yunan ve Latin edebi­yatlarını Örnek alırlar. Klasizimin konuları mitolojiden seçilir.
3. Klasiklere göre “doğa” denince, insanın iç dünyası anlaşılır. Klasik yapıtlarda insanın değiş­meyen duygu ve düşüncelerini işlerler.
4. Klasikler, işledikleri konuya değil, konunun işleniş biçimine önem verirler. Konular nasıl olsa, eski Yunan edebiyatı ve Latin edebiyatında, mitolojide vardır.
5. Klasikler biçim kusursuzluğuna önem verirler. Üslubun süssüz, açık, yapmacıktan uzak olmasına dikkat ederler.
6. Klasikler, günlük gelip geçici ( moda ) konuları değil, yüzyıllara dayanabilecek, kalıcı konuları se­çerler.
7. Klasikler, ahlaksal bir amaç güderler. Kahra­man olarak seçkin, olgun, bedensel ve ruhsal so­runları olmayan kişiler seçilir. Çocuklar ve halktan kişilere yer verilmez.
8. Klasik yapıtlarda seçkin bir dil kullanılır. Kaba saba sözlere yer verilmez. Yapıtlar ulusal dillerle yazılmıştır.
9. Klasik sanatçılar, yapıtlarda kendi kişiliklerini gizler.
10. İnsan dışındaki hiçbir şey önemsenmemiş; giysi, dekor, doğa görüntüleri İhmal edilmiştir.
11. Klasik sanatçılar, eleştiri, deneme, fabl, mektup, felsefe gibi alanlarda yapıtlar vermişlerdir. Ancak klasisizmin türleri trajedi ve komedi gibi tiyatro türleridir. Roman türü gelişmemiştir.
12. Klasik sanatçılar, tiyatroda üç birlik kuralına (zaman, yer ve olay) uydular.
13. Trajedide Corneille, Racine; komedide Moliere; eleştiride Boileau; felsefe de Descartes, Pascal; fablda La Fontaine; özdeyişte La Rochefacault; romanda Mme De La Fayette, Fenelon, Daniele Defoe; karakterde La Bruyere klasisizmin temsilcileridir.

Başlıca temsilcileri:

Boileau (şiir)

La Fontaine (fabl)

Racine, Corneille (trajedi)

Moliere (komedi)

Madame de La Fayette (roman)

La Bruyere (karakterleriyle)

Bossuet (hitabet)

“Klasisizm, geçici rağbeti değil, sürekli rağbeti arar”. Andre Gide.

Şimdi, bu sanatçıların sanatçı kişilikleri ve yapıtları üzerinde kısaca duralım:

* Corneille
* Moliere
* Racine
* La Fontaine
* Daniele Defoe
* Boileau
* Descartes
* Pascal

Klasisizm Akımının Türk Edebiyatındaki Yeri ve Etkileri:

Batılı anlamıyla Klasisizmin Türk edebiyatındaki etkileri sınırlı sayıda sanatçı ve yapıt üzerinde var­dır; Yusuf Kamil Paşa’nın “Telemak” çevirisi, Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” oyununda üç birlik kura­lını uygulaması, Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den yaptığı çeviri ve uygulamalar, Direktör Ali Bey’in Moliere’den yaptığı “Kokana Yatıyor” uyarlaması, kiasisizmin edebiyatımızdaki yansımaları olarak gösterilebilir.

Divan Edebiyatı

Kas 10
2008

Divan Edebiyatı

Nasıl Başlamıştır

İslamiyetin kabulü ile Türkler Araplar ve farslar ile sanat ,kültür ve birçok alanda etkileşim içersinde olmuş ve divan edebiyatının başlangıcına sebeb olmuştur.Divan edebiyatı 13.yy da ortaya çıkıp 16 ve 17 yy lar da en parlak dönemini yaşayıp 19 yy da yerini halk edebiyatına bırakmıştır.Divan edebiyatı bize İran üzerinden gelmiştir.Türklerin sıkça yaptığı bir hadisedir bu.Dış kaynaklı bir şeye mevzu yaptırmak..

Divan edebiyatının temeli edebi sanatlara, ses olaylarına, aliterasyon, kelime olaylarına dayanır.Yani sağ gösterip sol vurur.Divan edebiyatı en üstün edebiyattır.Sebebi en az kelimeyle çok sayıda anlam ifade etmesidir.Divan şiiri yazmak gerçekten de oldukça güçtür.Zaten bakıldıgında divan şairlerinin genelde devlet makamlarında yüksek mevkilerde yer aldıgını goruyoruz.Yani divan edebiyatı ile ugrasanlar bilgili gorgulu zeki insanlardır.Zaten dilinin ağır olma sebebi de aslında budur.Divan edebiyatı eserlerinde içerikten çok şekil önemlidir.Divan eserlerinin dili halkın diline inemez ki zaten halk o döemlerde dönemin şartları geregince okuma yazma bilmez durumdadır.Divan edebiyatı eserlerinin ağır olmasının sebebi de budur.Edebiyat sadece bilginler arasında oluşur gerçekleşir…

Divan edebiyatını bir inşaata benzetecek olursak.Malzemesi dışarıdan alınmış ancak bütün işçiliği bize ait olan bir yapıttır.Yani aslı Arap ve Fars edebiyatına dayanan divan edebiyatını Türkler geliştirmiştir.

Divan edebiyatı eserleri ilk okundugunda anlam teşkil eder.Ancak derinlemesine tahlil edildiğinde birçok anlam daha teşkil edildiği anlaşılır.Divan edebiyatı çok anlam taşır.Özellikle Fuzuli nin eserlerinde bu olay sıkça görülür.

Dilinin ağır olup halka hitap etmemsi nedeniyle 19 yy da bazı şair ve yazarların tepkisini çeken divan edebiyatı yerini Tanzimat edebiyatına bırakmıştır.

Genel olarak şiir türünde eserler verilmiştir.Ancak bunun yanı sıra rubai, terkib-i bent,şarkı, gazel, kaside, mesnevi bilinen nazım türleridir.

Dönemin En Önemli Şairleri

Hoca Dehhani
Mevlana
Ali Şir Nevai
Süleyman Çelebi
Fuzuli
Baki
Zati
Nefi
Ulvi
Nedim
Şeyhi
Olarak sıralanabilir.

Divan Edebiyatı ve Türlerinin Genel Özellikleri

  • 1. Dili Osmanlıcadır.Yani Türkçe Arapça ve Farsça karışımıdır
  • 2. Dili ağırdır
  • 3. Aruz vezni kullanılmıştır
  • 4. Nazım birimi genelde beyittir
  • 5. Aşk, şarap, kadın, sevgi gibi dünyevi olaylar işlenmiştir.
  • 6. Rediflere yer verilmiştir
  • 7. Tam ve zengin kafiye kullanılmıştır
  • 8. Süslü ve sanatlı bir dil kullanışmıştır
  • 9. Sanat için sanat anlayışı vardır
  • 10. Anlatılan şey değil anlatılış biçimi önemlidir
  • 11. Soyut bir edebiyattır
  • 12. İslamiyet sonrası edebiyatımızdır.

Atatürk’ün Anı Örneği

Kas 06
2008

NUTUKTAN…
Erzurum’a Hareket
Sivas’ta, teşkilat ve hareket tarzı hakkında icap eden kimselere talimat verildikten sonra, hiç uyumadan geçen 27-28 gecesinin sabahında, bir bayram günü Sivas’tan Erzurum’a doğru hareket edildi.
Bir haftalık yorucu bir otomobil yolculuğundan sonra,
Temmuz 1919 günü halkın ve askerin cidden samimi gösterileri arasında Erzurum’a girildi. Komutan, Vali ve Vilayat-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti (Doğu Vilayetlerinin Hukukunu Koruma Cemiyeti) Erzurum şubesiyle temasa geçildi. Bitlis valiliğinden ayrılıp Istanbul’a gitmek üzere Erzurum’dan geçen Mahzar Müfit Bey de aynı şekilde Erzururn’da beni bekliyordu.
Milli Gaye İçin Ortaya Atılmak Kararı
Bu iki vali beyler ile 15, Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve beraberinde bulunan Rauf Bey, eski izmit mutasarrıfı Süreyya Bey ve karargöhıma mensup Kurmay Başkanı Kazım Bey ve Kurmay Hüsrev Bey, Doktor Refik Bey arkadaşlanmla ciddi bir görüşme yapmayı uygun buldum. Bu münasebetle en elverişsiz durumları ve umumi, şatısi tehlikeleri, her ihtimale karşı katlanılması zorunlu olan fedakörlığı izah ettim. Fakat bütün memleketin aldatılmasını bilgi ve aleyhine çevrilmesini de ihtimal döhilinde görmek lazım- ‘ değildir. dır. Kalplerinde bu teşebbüsü hissetmeyenlerin teşebbüse geçmemeleri elbette daha hayırlıdır.
Bir de söz konusu vazife, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altında yürütülebilir cinsten değildir. Fakat artık devir geçmiştir. Benim azlolunduğuma ve her türlü akı bete mahküm bulunduğuma şüphe yoktur. Bundan başka, bahis konusu ettiğimiz şartların istediği adamın, birçok bakımlardan da mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia mevcut değildir. Benden başka bir arkadaşı dahi düşünmek mümkündür. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun kendisinden istediği tarzda hareketi kabul etsin dedim.
Tekrar toplandığımızda, işin başında benim devam etmemi ve kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Ben, şeklen vazife ve askerlikten istifa etmiş olsam bile, bundan sonra da tıpkı şimdiye kadar olduğu gibi üst komutanmışım gibi emirlerimin yerine getirilmesinin, başan için temel şart olduğunu belirttim.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Nerede O Okul Günleri!

Kas 05
2008

okul

Hepimizin okulda geçen ilginç anıları vardır.Ve bu anılar bazen neşe verirken bazen de bizleri hüzünlendirir.Ama ben bu yazımda sizleri hüzünlenmenizi istemiyorum:D

Sınıfımda geçmiş olan konuşmalardan bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdim ve onları yayınlayacağım.Şimdi o dizinin ilk yazısını okuyorsunuz.(Dizi kaç bölüm olur bilemicem artık:D)

Çok konuştuk başlayalım:

Sınıf Fen/F

Ders:Almanca

Almanca’dan Türkçe’ye çeviri yapılıyor.

Ceylan H:Er kann wochenende….

Özneyi koydun mu?

Aykut:Hocam “o” gizli özneydi koymadım.

Onur:Erkan gizli özne mi salak.

(Er kann:O yapabilir)

Ders:Fizik

Konu:Momentum ya da Sürtünme Kuvveti

Üst üste konulan cisimlerin sürtünmelerini vs anlatıyor hoca.Önce tek kutu incelenir, sonra iki kutu üst üste, sonra üç kutu üst üste.. derken sınıf ahâlisinden biri olaya el koyar.

Eleman:Hocam bu böyle kaç kata kadar gidecek?

Hüseyin H:Bilmem.Valla devlet 8 kata kadar izin veriyor..

Ders:Felsefe

Hoca Felsefe sorularının ÖSS de ki katsayılarından bahsediyor.

Metin H:Arkadaşlar 9×0,8=7,2 çok büyük bi’ sayı değil mi?Bakın 7,4 le Gölcük sallandı.

(Bu iyi değil bende biliyorum:D)

Ders:Edebiyat

Zil çalar, ders biter.Hoca ödev verir.Kimse takmaz ve kapıya doğru yönelir.

Hoca:Ödevi yapmayanların sivilcesi çıksın muhtelif yerlerinden.

Ders:Biyoloji

Onur:Hocam 4 böbrekli insan varmış.Böbreklerinin hepside çalışıyormuş.

Ferda H:Valla beyinsiz insan olduğuna göre 4 böbrekli insan da vardır.Şaşırmadım.

Birincisi bitti.Diğer yazılarda görüşmek üzere:D