Atatürk’ün Anı Örneği

Kas 06
2008

NUTUKTAN…
Erzurum’a Hareket
Sivas’ta, teşkilat ve hareket tarzı hakkında icap eden kimselere talimat verildikten sonra, hiç uyumadan geçen 27-28 gecesinin sabahında, bir bayram günü Sivas’tan Erzurum’a doğru hareket edildi.
Bir haftalık yorucu bir otomobil yolculuğundan sonra,
Temmuz 1919 günü halkın ve askerin cidden samimi gösterileri arasında Erzurum’a girildi. Komutan, Vali ve Vilayat-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti (Doğu Vilayetlerinin Hukukunu Koruma Cemiyeti) Erzurum şubesiyle temasa geçildi. Bitlis valiliğinden ayrılıp Istanbul’a gitmek üzere Erzurum’dan geçen Mahzar Müfit Bey de aynı şekilde Erzururn’da beni bekliyordu.
Milli Gaye İçin Ortaya Atılmak Kararı
Bu iki vali beyler ile 15, Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve beraberinde bulunan Rauf Bey, eski izmit mutasarrıfı Süreyya Bey ve karargöhıma mensup Kurmay Başkanı Kazım Bey ve Kurmay Hüsrev Bey, Doktor Refik Bey arkadaşlanmla ciddi bir görüşme yapmayı uygun buldum. Bu münasebetle en elverişsiz durumları ve umumi, şatısi tehlikeleri, her ihtimale karşı katlanılması zorunlu olan fedakörlığı izah ettim. Fakat bütün memleketin aldatılmasını bilgi ve aleyhine çevrilmesini de ihtimal döhilinde görmek lazım- ‘ değildir. dır. Kalplerinde bu teşebbüsü hissetmeyenlerin teşebbüse geçmemeleri elbette daha hayırlıdır.
Bir de söz konusu vazife, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altında yürütülebilir cinsten değildir. Fakat artık devir geçmiştir. Benim azlolunduğuma ve her türlü akı bete mahküm bulunduğuma şüphe yoktur. Bundan başka, bahis konusu ettiğimiz şartların istediği adamın, birçok bakımlardan da mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia mevcut değildir. Benden başka bir arkadaşı dahi düşünmek mümkündür. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun kendisinden istediği tarzda hareketi kabul etsin dedim.
Tekrar toplandığımızda, işin başında benim devam etmemi ve kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Ben, şeklen vazife ve askerlikten istifa etmiş olsam bile, bundan sonra da tıpkı şimdiye kadar olduğu gibi üst komutanmışım gibi emirlerimin yerine getirilmesinin, başan için temel şart olduğunu belirttim.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk’ün Bilim Anlayışı ve Eğitime Verdiği Önem

Eyl 10
2008

Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişimi ve kalkınmanın doğru yolu olarak Bilime önem vermiştir.Bilimin gelişmesi için Eğitime verdiği önem ise doğru orantılıdır
Atatürk’ün eğitime verdiği önem yanında asıl dikkati çeken özellik, eğitimin ekonomik
kalkınmaya olan olumlu ve vazgeçilmez etkisini ısrarla belirtmesidir. Alt yapı ve eğitimin ekonomik
kalkınmadaki temel rolleri için halkın da özlem ve isteğini katarak şöyle der: “Halk ve köylüler, beni
her yerde şu iki sözle uyardılar: Yol ve okul.” (1924).
Az gelişmiş ülkeleri niteleyen temel göstergelerden biri de eğitim eksikliği ve okuma-yazma
bilenlerin toplam nüfustaki oranının düşüklüğüdür. Gelişmiş ve kalkınmış ülkelerde bu oranın
yükseldiği, hatta yüzde yüze vardığı görülmektedir. Ekonomik kalkınma ile eğitim arasındaki ilişki
açık ve kesindir. Kendi yüksek kişiliğinin uyandıracağı etkiyi düşünerek, çevresindekilere, eğitime
verdiği önemi göstermek için, kişisel bir özlem biçiminde zaman zaman şunları söyler: “Eğer
Cumhurbaşkanı olmasam, Millî Eğitim Bakanı almak isterdim.”
Eğitimden beklenen nedir? “Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, onurlu, yüksek bir
topluluk biçiminde yaşatır ya da bir ulusu tutsaklık ve yoksulluğa götürür.” Çünkü: “Eğitimde hızla
yüksek bir düzeye çıkacak bir ulusun yaşam savaşımında maddi ve manevi bütün güçlerinin
artacağı kesindir.” (1928). Ulusun kalkınmasında bu denli önem taşıyan eğitimin temel nitelikleri
nasıl olmalıdır? Eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu
ancak bu yolla olur. Bu zaferin sağlanması için hepimizin tek can ve tek düşünce olarak özlü bir
program üzerinde çalışması gerekir. Bence bu programın özlü noktaları ikidir:
1. Sosyal hayatımızın gereksinmesine uygun olması,
2. Yüzyılın gereklerine uyması (1922)
Bu ilkelerin daima canlı tutulmasını isteyen ve bunun, üniversitelerin ve yüksek okulların
başlıca görevleri olduğunu belirten Atatürk, yukarıda belirtilen ve iki ana temel noktaya
dayandırdığı eğitimin yöntem ve içeriğini da açıklar: Bir yandan bilgisizliği ortadan kaldırmaya
uğraşırken bir yandan da ülke çocuğunu toplumsal ve iktisadi yaşamda eylemli biçimde etkili ve
verimli kılabilmek için zorunlu olan ilk bilgileri uygulamalı bir biçimde vermek yolu, eğitimimizin
temelini oluşturmalıdır. Ortaöğretimde de eğitim ve öğretim yolunun çalışmalı ve uygulamalı olması
kesin bir koşuldur. Kadınlarımızın da benzer öğretim derecesinden geçerek yetişmelerine önem
verilecektir (1922) .
Eğitimin uygulamalı olması ve eğitim gören kız ve erkeklerin beceri sahibi kılınması daima
ön plandadır: Erkek ve kız çocuklarımızın aynı biçimde bütün öğretim derecelerindeki eğitim ve
öğretimlerinin çalışmalı olması önemlidir. Ülke evladı, her öğretim derecesinde ekonomik hayatta
etken, etkili ve başarılı olacak biçimde donatılmalıdır (1924).
Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu
kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil
yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.
Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı
Türkiye idealinin belkemiğidir.