Kapadokya’nın Oluşumu

Eki 18
2008

Türkiye’nin önemli turistik yerleri arasında yer alan Kapadokya’nın nasıl oluştuğunu biliyormuydunuz.Fiziksel aşındırmaya uğramış toprak Kapadokya Şeklini almış.

Kaya yapısı:
Kapadokya Bölgesi’ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu volkanla birlikte diğer çok sayıdaki volkanların püskürmeleri Üst Miyosen’de ( 10 milyon yıl önce) başlayıp, holosen’e (Günümüze) kadar sürmüştür. Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır. Ana volkanlardan püsküren Maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen’den başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.

Peri bacaları nasıl oluştu:
Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla “Peribacası” adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos- Uçhisar-Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır.

Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

İlginç Bisiklet Tasarımı ( Katlanabilir)

Eyl 28
2008

İşte bu bisikletimiz ile istediğiniz yere gidip daha sonra da katlayarak istediğiniz yere bir çanta olarak sırtınızda götürebilirsiniz. Avustralyalı tasarımcı Frag Woodall tarafından tasarlanan bisiklet Uluslar arası bisiklet tasarım yarışmasında ortaya çıktı .

Suda Yüzebilen Araba

Eyl 25
2008

James Bond’un su altında gidebilen arabası artık bir hayal değil. sQuba hem karada hem su altında gidiyor.

007 James Bond serisinin “The Spy Who Loved Me” filminde ünlü ajanın kullandığı araba, otomobil üreticilerine ilham kaynağı oldu. Uçabilen araba hayalleri şimdilik beklemede. Ama su üstünde ve hatta su altında gidebilen araba Cenevre Otomobil Fuarı’nda görücüye çıkıyor.

Rinspeed adlı İsviçre otomobil firması sQuba’yı geliştirdi. Aaraba hem karada, hem su üzerinde hem de su altında gidebiliyor. Spor bir araba olan sQuba 10 metre derinliğe inebiliyor ve saatte 20 kilometre hız yapabiliyor. Tabii karada saatte 180 kilometreye çıkabiliyor.

Tekerleğin Teknolojiye Faydaları ve Kullanım Alanları

Eyl 20
2008

Tekerlek, bir eksen etrafında dönen bir disk veya dairevi bir çatı vasıtasıyla dönme hareketi yapabilen mekanik bir düzen. Tekerlekle elde edilen dönme hareketi makinanın temelidir. Öyle ki makinalaşmış medeniyetin onsuz gelişebilmesi düşünülemezdi. Tekerleğin keşfi çok eski zamanlara uzandığından zaman içinde sayısız kullanma alanı ortaya çıktı. Önce kara taşımacılığında yeni bir devir açtı. Sonraları bir seri değişikliklerle işçiliği azaltmak, verimi arttırmak, taşıma hayvanının ve insanın sınırlı kas gücü kapasitelerine destek olan güç kaynaklarının yerini almak üzere makinalar geliştirildi.

En büyük teknolojik faydası da şüphesiz insanların ve eşitli hayvanların (at vb.) taşıyamayacağı yükleri taşınır kılmasıdır. Örneğin: Tekerleğin çalışması sonsuz sayıda kaldıraç gibi düşünülerek açıklanabilir. Mesela at arabası tekerleğinde yere değen çember dayanak noktası olmak üzere her parmak bir kaldıraçtır. Lokomotifteki tekerlekteyse dingil dayanak noktası olmak üzere yarıçapın ortasında bir yere bağlanan kol, gücü tekerlek çemberine aktarır. Dingilin sabit olması halindeyse tekerlek çemberine uygulanan kuvvet, bağlanan kolu hareket ettirir. Çeşitli dişli takımları, gücü ve hızı yarıçap uzunluklarıyla orantılı olarak değiştirir. Tekerlek, yükü ileriye çektiği gibi sürüklenen bir cismin aksine sürtünmeyi de azaltır. Böylece at veya insan, sırtında taşıyabileceğinden çok fazlasını çekebilir.

İlk tekerlekli araçların birçok mahzurlu yanları olduğundan sınırlı kullanma alanları vardı. Dört tekerlekli araba da hemen iki tekerlekli kadar eskidir. Bunlara hareketli bir ön dingil takılana kadar bütün gövde kaldırılmak suretiyle yönlendiriliyorlardı. Ayrıca kullanılan öküz veya eşeklerle hız çok azdı. Ancak M.Ö. 2000 yıllarından sonra daha süratli olan atın, Asya steplerinden Mezopotamya’ya gelmesinden sonra iki tekerlekli araba bir savaş aracı olarak kullanılmaya başlandı.
Tekerleğin bir makinaya ilk uygulaması değirmen taşının akan bir suya karşı konulmuş su dolabıyla döndürülmesidir. Teknolojinin gelişimi ile de farklı alanlarda kullanımı gerçekleşti. Bu düzen Yakın Doğudan M.Ö. 1. yüzyılda yayılmış çok geçmeden basit dişliler ilave edilerek ilk un değirmenleri yapılmıştır. Bundan sonra tekerleğin kullanıldığı yerler gittikçe genişlemiş, su dolabıyla işleyen mekanik çekiçler, maden öğütme değirmenleri ve dirsekli millerle körükler ve yel değirmenleri geliştirilmiştir.

Dişli çarkların bulunmasından sonra saat mekanizması gibi daha karmaşık sistemler yapıldı. Zamanla bu hususta büyük gelişmeler oldu. Tekerleğin gelişimi teknolojiye inkar edilemeyecek katkılar da bulunmuştur. Teknolojinin gelişimi ile de yeni sektörler oluşmuştur.

İstanbul Boğazı’ndan Elektrik Üretimi

Eyl 18
2008

İzmir’de yaşayan Mehmet Yazgan, İstanbul Boğazı’ndan elektrik üretecek bir proje geliştirdi.

Patentini de aldığı buluşuyla akan sudan baraj kurmadan elektrik üretilebileceğini söyleyen Yazgan, çevresinde ‘mucit’ olarak biliniyor.

Sistemini, 20 santimetrelik bir boru içinden geçen helezonlardan oluştuğunu anlatan Yazgan, buradan geçen suyun döndürmesiyle elektrik üretmek için gerekli hareketin elde edildiğini belirtti.

Buluşunu Ayrancılar’da bulunan piknik alanında denediğini söyleyen Yazgan, makinenin her akan suda kolaylıkla çalıştığını belirtti. Bir ev için klimalar dahil gerekli 5 KW’lık bir enerjinin 7-10 bin YTL’lik yatırımla elde edilebileceğini savunan Yazgan, “İmkan verilsin İstanbul Boğazı’nındaki akıntıdan elde edeceğim elektrikle Türkiye’nin ihtiyacın karşılarım. Bu buluşumda baraja veya setlere gerek yok. Suyun hızlı aktığı, rafting yapılan yerlerde dahi elektrik elde edilebilir” dedi.

Mucit Yazgan, en büyük isteğinin ödül almak olduğunu vurguladı. Yazgan, 30 yıl önce keşfettiği altını ıslatan çocuğu haber veren zil sisteminin bugün daha geliştirildiğini söyledi.

Yazgan, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinden 1958′de İzmir’e geldi. Babası memleketinde gramafon, radyo tamiriyle uğraşıyordu. Mehmet Yazgan, baba mesleğini İzmir’de devam ettirdi. Eşi evhanımı olan Yazgan’ın üç çocuğundan Timuçin ve Gülçin diş doktoru, Yalçın ise iktisat mezunu.

İnsanların Nefret Ettiği İcatlar

Eyl 16
2008

BBC ‘nin yaptığı ankete göre en sevilmeyen 3 icat silah, cep telefonu, ve nükleer enerji.

Focus Dergisi’nin anketine katılanların yüzde 35’i ateşli silahlar, biyolojik silahlar, atom bombası ve patlayıcıların en sevmedikleri icatlar olduğunu söyledi.

İkinci sırada yüzde 17’lik bir oranla cep telefonları, zil sesleri ve kısa mesaj sesleri geldi.

Üç tekerlekli pilli araç ‘Sinclair C5,’ televizyon ve nükleer enerji de yüzde 9 oy alarak üçüncü sıraya yerleşti.

Listenin son 5’indeyse otomobil, sigara, fast-food, trafik radarı bulunuyor.

Focus Dergisi’nin editörü Paul Parsons anketle ilgili olarak ‘insanları neyin öfkelendirdiğini öğrenmek ilginç geldi. Hayatımızda çok önemli rol oynayan bilgi modern teknoloji ürünleri bile aslında herkesi memnun etmeyebiliyor’ yorumunu yaptı.

En nefret edilen 9 icat:

1. Silah %10

2. Cep telefonu %17

3. Nükleer enerji %9

4. Sinclair C5 %9

5. Televizyon %9

6. Otomobil %6

7. Sigara %6

8. Fast food %3

9. Trafik radarı %2

Teknoloji ve Toplumsal Gelişim

Eyl 13
2008

Teknoloji uzmanlarında teknoloji bütün sorunların çözümüdür diye özetlenebilecek bir görüş çok yaygındır. Açıkça böyle ifade edilmese de yazılanların ve konuşulanların arka planlarında “teknoloji daha fazla teknoloji” düşüncesini yakalayabilirsiniz.

Oysa teknoloji çok önemli olsa da toplumsal gelişme için gerekli unsurlardan sadece biridir. Teknoloji dışındaki boyutlardaki gelişme teknolojik gelişmenin hızına ayak uyduramadığı zaman teknolojik gelişme sindirilemez. Bu sadece Türkiye’nin değil gelişmiş ülkelerin de sorunudur. Hatta gelişmiş ülkelerde teknolojik değişime uyum sağlama probleminin daha derin bir şekilde hissedildiğini söylemek mümkün.

Toplumsal gelişmeyi eğer bütün boyutlarıyla ele alırsak teknolojik gelişmenin ne zaman ne ölçüde olması gerektiğine dair elimizde daha ölçülebilir bir kriter olacaktır. Bir toplumun gelişmesinde teknoloji dışında eğitim, hukuk, sağlık, ahlak-etik, çevre, sosyal güvenlik, yaşam kalitesi gibi başka boyutlar da vardır. Bunlardan yaşam kalitesi gibi bazıları da kendi içinde çok boyutlu kavramlardır.

Ölçme problemini bir tarafa bırakırsak, toplumsal gelişmenin sadece teknolojik gelişme demek olmadığını kabul edip diğer alanlara da eğilmek yeterince önemli bir zihniyet değişimi anlamına gelir.

Teknolojizm diye de adlandırabileceğimiz teknolojinin her derde deva olduğu düşüncesi teknolojinin sunduğu yeni olanaklarla gün geçtikçe daha da pekişmekte. Oysa bir teknolojik gelişmenin toplumda hazmedilmesi ve toplum dokusu tarafından kabul edilmesi basite alınacak bir süreç değildir. Yeterince hazmedilmemiş teknolojik gelişmeler kültürel parçalanmalara, uyumsuzluklara, ruhsal sıkıntılara, toplumsal sorunlara neden olur.

Teknoloji ne kadar güçlü de olsa en nihayetinde insanların mutluluğu için kullanılması gereken bir araçtır. Giderek daha çok insan teknolojinin kendisine yeni olanaklar sağladığını ancak mutlu etmediğini söylemekte.

Teknoloji üretenler için ürünün bir ihtiyacı karşılaması ve kısa dönemde iyi satış rakamlarını yakalaması önemli. Toplumsal yan etkiler ise kısa vadede kolayca görülemeyen etkilerdir. O anlamda yoğun rekabet içerisinde firmaların teknoloji üretirken bir de işin toplumsal boyutlarını düşünmesini beklemek akıllıca değil.

Burada çözüm tüketiciyi eğitmekten ve bilinçlendirmekten geçiyor. Öncelikle her durumda daha fazla ve daha gelişmiş teknolojinin iyi olmadığını, hayatın başka alanlarında yeterince iyileştirme yapılmadıkça mutluluk ve refah da getirmeyeceği gerçeği teknoloji kullanıcılarına anlatılmalıdır.

Örneğin, diz-üstü bilgisayarlar ev kullanımı için ne ölçüde gereklidir bu tartışılır. Ancak çok iyi bir reklam kampanyası ile ev kullanıcısına diz-üstü bilgisayar satılabilir. Oysa satılan özellikler ihtiyaç duyulmayan özelliklerdir. Ev kullanıcısı daha çok oyun için kullanacağından oyun konsolları bu iş için daha uygun olacaktır.

Yine SMS’ten (kısa mesaj) başka bir özellik kullanmayan birisi için Internet’te dolaşabilen ve görüntülü iletişim sağlayan bir cep telefonu gereksiz özellikler içermektedir. Kısa mesajın, Internet’in, cep telefonunun, bilgisayarın ve diğer teknolojik ürünlerin etkin bir şekilde kullanımın geniş toplum kesimlerince öğrenilmesi zaman alacak bir süreçtir. Bu süreç yavaşsa teknolojik kapasite ve bunun için harcanan para boşa gidecektir.

Özetle, özellikle teknoloji firmalarının ve teknoloji uzmanlarının ana felsefesi haline gelen “daha fazla ve ileri teknoloji her zaman daha iyidir” düşüncesi toplumsal gelişimin diğer boyutları ihmal edildiğinde çok sakıncalı bir düşüncedir. Gelişme toplumsal hayatın bütün alanlarında dengeli bir şekilde gerçekleştirilmeli ve özellikle zayıf ve geri kalmış alanların diğerlerinin düzeyine çıkarılmasına öncelik verilmelidir.

Sadece teknolojik gelişmeye odaklanılırsa bir süre sonra toplum artık daha fazla teknolojik gelişmeyi hazmedemez ve teknolojik gelişmenin yan etkileri ile mücadele etmek zorlaşır. Her şeyde olduğu gibi teknolojik gelişme de dengelerin gözetilerek yürütülmesi gereken bir süreçtir.

Daha çok teknoloji değil gerektiği yerde gerektiği kadar teknoloji. Kıt kaynakların israf edilmemesi ve teknolojinin mutsuzluk getirmemesi buna bağlıdır.

Otomobillerin Teknolojik Gelişimi Arabanın Tarihi

Eyl 07
2008

1680 — Çalışabilen ancak kullanışlı olmayan ilk içten yanmalı motor 1680 yılında Hollandalı Christiaan Huygens’in yaptığı barutun yanması ile çalışan pistonlu makine oldu. Kapalı bir silindir içinde patlayan barut kayabilen bir pistona etki ederek piston’un hareket etmesini sağlamaktaydı.
1698 — İngiliz Thomas Savery ilk buharlı makineyi yaptı
1769 — İngiliz James Watt uzun süreli çalışan buharlı makineyı yaptı
1769 — Kendi kendine hareket hareket eden ilk araç Fardier İsveçli mühendis ve topçu yüzbaşı
1769 FardierNicolas Joseph Cugnot (1725-1804) tarafından yapıldı.
1787 — Oliver Evans Amerikada yolcu taşıyan araç yapmıştır.
1801 — İngiltere’de Richard Trevithick buharlı otomobil yaptı.
1824 — İçten yanmalı motorların, özellikle dizel motorlarının temel ilkeleri, genç bir Fransız mühendisi Sadi Carnot tarafından ortaya atıldı.
1830 — 15 – 20 km hızla giden buharla çalışan 14 yolcu taşıyabilen yolcu otobüsleri imal edildi.
1860 — İngiliz Parlementosu bütün arabaların iki sürücüsü ve önünde gündüz kırmızı bayrak gece kırmızı fener bulunmasını şart koşan kanun çıkardı. Bu kanun motor gelişim hızını biraz durdurdu. 1896 yılında bu yasa kaldırıldı.

1860 — Hava gazı ile çalışan ticari bakımdan elverişli ilk motor Belçikalı mühendis Jean Joseph Etienne Lenoir ( 1822-1901 ) tarafından yapılmıştır.
1862 — Fransız mühendisi Alphonse Eugene Beau de Rochas (1818-1893) 4 zamanlı çevrimin esaslarını ortaya koydu.
1867 — Alman mühendis Nicholaus August Otto ve Eugen Langen (1833-1895), Rochas’ın bulduğu prensipleri pratiğe çevirerek dört zamanlı çevrime sahip motoru yaptılar.
1876 — Nikolaus August Otto (1832- 1891), ilk dört zamanlı gaz motorunu üretti.
1877 – Otto yaptığı motorun patentini Amerikadan aldı.
1878 — İngiliz mühendisi Dugal Clerk iki zaman esasına göre çalışan ilk motoru yaptı.
1880 — Amerika’da George Brayton benzin yakıtlı motor yaptı.
1885 — Benzinle çalışan içten yanmalı motora sahip ilk otomobil Alman mühendis Carl Friedrich Benz tarafından yapıldı
1889 — Viyanalı Siegfried Marcus (1831-1898) geliştirdiği motorla viyana sokaklarında 12 km hızla gezerken halkın panik yaşamasına sebep olmuş birkaç kaza yapmıştır. 17 suçtan mahkemeye verilen Marcus keşif yapmayı bıraktı.
1890 — Herbert Akroyd Stuart Bir kaza sonucunda kızgın bir yere değen gaz yağının hava ile karışarak yandığını gördü. Bu olaydan etkilenerek yaptığı deneylerle motorunu geliştirdi ve patentini aldı. Motorunda yakıt emilen ve hafifçe sıkıştırılan hava içerisine bir memeden gönderilerek patlayıcı ve yanıcı bir karışım oluşturulmaktaydı. Bu karışımın yanabilmesi için cidarları yüksek derecede ısıtılan ve buharlaştırıcı adı verilen bir ön yanma odası vardır. Ana yanma odasına bir kanalla birleştirilen bu oda ilk hareket için dışarıdan alevle ısıtılmaktadır. Bu motorda havanın ısısının sıkıştırma oranıyla arttığı düşünülmediğinden verim düşük olmuştur.

1890 — Bir Alman mühendis olan Capıtaine, Akroyd’un motoruna benzeyen bir motorun patentini aldı. Bu motorlar yarım dizel (kızgın kafalı) motorların esasını oluşturdu.
1890 — İlk otomobillerin çoğu, dişlileri olmadığı için yokuş çıkamıyor, önce durup sonra geriye doğru inmeye başlıyordu. 1893’da yapılan Benz Victoria marka arabada bir deri kayışı küçük bir kasnağa bindiren bir kol kullanılmıştı. Bu düzenek tekerleklerin daha yavaş dönmesini ve yüksek manivela gücünün arabayı yokuş yukarı tırmandırmasını sağlıyordu. Zincir çekişli Velo tipi araçtada bu şekilde üç ileri bir geri kasnağı vardı. Çekişin kolaylıkla arka tekerleklere iletilmesi için motor her zaman arkaya ya da sürücünün altına konuyordu.
1892-1897— Münih yüksek teknik okulu mühendislerinden Rudolf Diesel dizel motoru yaptı ve geliştirdi.
1893 — Amerikanın ilk başarılı otomobili “duryea” , J.Franck ve Charles Edgar Duryea tarafından yapılmıştır.
1894 — İlk resmi otomobil yarışı düzenlenmiştir
1898 — Fransa Otomobil Kulübü (AFC) Paris’teki Les Tuiliers’in güneşli bahçelerinde ilk otomobil fuarını organize etmiştir.
1902 — İstenildiğinde benzinli istenildiğinde elektrik motoruyla ilerleyebilen ilk aracı 27 yaşındayken Ferdinand Porsche yapmıştır. 1902 yılında “Mixte-Wagen” adını verdiği aracı tanıtmıştır. Viyanalı bir fayton üreticisi olan Ludwig Lohner ile birlikte çalışan Porsche 4 silindirli bir Daimler motoruna aküler, bir jeneratör ve elektrik motorları ekledi. Bu haliyle Mixte benzinli motor stop edildiğinde bile akülerin çalıştırdığı elektrikli motorla ilerlemeye devam edilebiliyordu.
1903 — Fransız Gustave LİEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
1904 — Kısa adı FIA olan Uluslararası Otomobil Federasyonu kuruldu
1905 — İsveçli mühendis Alfred Büchi egzoz gazlarından yararlanarak çalışan bir türbin vasıtasıyla dört silindirli bir motora aşırı hava yüklemeyi başardı.
1905 — İlk 4WS ve 4WD sistemi Latil marka traktöre uygulandı
1905 — İlk tampon takılan araç İngilterenin Kilburn kentindeki Simms Manufacturing Co. tesislerinde üretilen 20 HP gücündeki Simms-Welback marka araçtır. Aynı yıl tamponun patentinin F.R. Simms tarafından alınmasına karşın aslında bu fikir yeni değildi 1897 yılında Moravya’daki İmperial Nesseldorf vagon fabrikasında yapılan çek malı Prasident marka otomobilin önüne tampon konmuş ancak Viyana yakınlarında yapılan denemelerde ilk 10 milden sonra tampon düştüğü için bir daha takılmamıştır.

1908 — ABD’li Henry Ford T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. İlk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu.
1918 — İngiltere’de “ Royal aırcraft establıshment “ fabrikaları mekanik püskürtmeli dizel yakıt sistemini geliştirdi. Böylece yüksek devirli dizel motorları oluşturularak hafif taşıtlarda kullanılmasına zemin hazırlandı.
1919 — Avrupanın ilk seri üretim otomobili Type A Citroen tarafından piyasaya verildi. Citroen aynı yıl dünyada ilk organize satış sonrası hizmetleri yapılandırdı.
1920 — Voisin firması hidrolik olarak çalışan ABS’nin atası üzerine çalışmalar yaptı.” Frenlemenin tekerlekleri kitlemesini önleyici donanımı ” tanımıylada Almanyada 671925 nosuyla ilk patentini aldı.
1924 — Citroen dünyanın ilk çelik karasörlü otomobili B10’üretti.
1924 — MAN’ın ürettiği bir kamyon direk enjeksiyonlu dizel bir motoru kullanan ilk vasıta oluyordu
1934 — Citroen seri olarak önden çekişli araç üretmeye başladı.
1938 — Citroen Hidropnömatik süspansiyon sistemini icat etti.
1938 — İsviçreli kamyon üreticisi Saurer ilk turbo motorlu kamyonu üretti.
1938 — Klima’yı standart olarak kullanıma sunan ilk marka Studebaker Commander’dir.
1938 — GM tasarımcısı Harley Earl ilk elektrikli cam sistemini Buick y’ye monte etti.

1954 – Döner Pistonlu Motor (Rotary-Wankel motoru) Felix Wankel tarafından geliştirildi.
1957 — İlk hız sabitleyicisi (cruis control) Imperial marka araçta kullanıldı.
1958 — İsveç’teki Volvo Fabrikasında mühendis olan Nils Bohlin Üç noktalı emniyet kemeri olarak bilinen sistemin patentini aldı.
1962 — İlk seri üretim turbo motorlu otomobil Chevrolet Corvair Monza tanıtıldı. Daha sonra bu modeli Oldsmobile F85 Jetfire takip etti.
1963 – Wankel motoru ilk kez NSU Spider marka araçta kullanıldı.
1967 — İngiliz otomobil firması Jensen İlk ABS’yi otomobillerine uyguladı.
1973 — Avrupa’da seri olarak turbo motorla üretilen ilk otomobil BMW 2002 oldu.
1978 — Modern ilk ABS sistemi BMW 7 serisi ve Mercedes S serisinde uygulandı.
1984 — Turbo üreticisi Garrett intercooler adını verdiği bir turbo soğutucusu geliştirdi. Bu sayede türbine giren hava soğutularak turbonun performansı artırıldı.

1986 — Çift turbo takılan ilk araç Porsche 959 oldu.
1987 — Bosch ilk üretici olarak ABS sisteminin daha gelişmişi olan ASR sistemini piyasaya sürmüştür.
1993 — Fiat Croma TdiD değişken geometrili turboyla donatılan ilk otomobil oldu. Sistem düşük motor devirlerinde turbonun verimini önemli oranda artırıyordu.
1995 — Bosch 1995 yılında ESP sistemini aktif sürüş emniyetini sağlamak üzere üretime almıştır. Özellikle virajlarda ve ani yol değişikliklerinde ESP sistemi, yıldırım hızı ile motor, şanzıman ve frene müdahale ederek aracın savrulmasını önler.
2004 — Çift turbo takılan ilk seri üretim dizel motorlu otomobil BMW 535d oldu.
2005 — Mercedes üç turbolu v6 dizel motorla donatılmış konsepti Vision SLK 320 Cdi’yi Cenevre otomobil fuarında tanıttı.

Patent ve Buluş Nedir ?

Eyl 02
2008

Buluş Nedir ?
Buluş, tarım dahil sanayideki herhangi bir teknik problemin çözümüdür.

Patent Nedir ?
Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma veya satma hakkıdır. Aynı zamanda, bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Sınai mülkiyet haklarının içinde önemli bir yer tutan “patent hakkı”, özellikle teknoloji transferinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendirmektedir.
Faydalı Model Nedir ?
Türkiye’de ve dünyada yeni olan, sanayiye uygulanabilen buluşların sahiplerine 10 yıl süre ile bu buluş konusu ürünü üretme ve pazarlama hakkının tanınmasıdır.

Bir Buluşun Patent Verilmesi için aranan kriterler

• Yenilik,
• Tekniğin bilinen durumunun aşılması,
• Sanayiye uygulanabilirlik.

Yenilik, başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak açıklanmamış olmak anlamında mutlak yeniliktir. Tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri ise “konuda uzman bir kişinin kolayca düşünüp uygulamaya koyamayacağı” nitelik anlamındadır. Sanayiye uygulanabilirlik, buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine pratiğe uygulanabilir özellik taşıması demektir. Bu üç kriteri taşıyan buluşlar patent ile korunurlar.
Patent verilmeyecek Konu ve Buluşlar Nelerdir
Aşağıda sayılanlar buluş niteliğinde olmadıkları için patent verilerek korunamazlar:

• Keşifler, bilimsel teoriler, matematik metotları,
• Zihni, ticari ve oyun faaliyetlerine ilişkin plan, usul ve kurallar,
• Edebiyat ve sanat eserleri, bilim eserleri, estetik niteliği olan yaratmalar,
• Bilginin derlenmesi, düzenlenmesi, sunulması ve iletilmesi ile ilgili teknik yönü bulunmayan usuller,
• İnsan ve hayvan vücuduna uygulanacak teşhis ve tedavi usulleri ile cerrahi usuller.(Bu usullerin herhangi birinde kullanılan terkip ve maddeler ile bunların üretim usulleri hariç.)

Aşağıda belirtilen buluşlar da patent verilerek korunamazlar:
• Konusu kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan buluşlar,
• Bitki veya hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki veya hayvan yetiştirilmesi usulleri.

BİR BULUŞUN FAYDALI MODEL VERİLEREK KORUNABİLMESİ İÇİN GEREKLİ KRİTERLER NELERDİR?

• Yenilik,
• Sanayiye uygulanabilirlik.

PATENT İLE FAYDALI MODEL ARASINDAKİ FARK NEDİR?
• Faydalı Modelde, tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri aranmaz,
• Koruma süreleri farklıdır,
• Faydalı Model belgesine, Ek Faydalı Model belgesi verilmez,
• Araştırma ve inceleme işlemlerinin olmaması nedeniyle patent verilmesine oranla faydalı model belgesinin verilmesi, hem zaman hem de masraf açısından daha elverişlidir.

PATENT VE FAYDALI MODEL BELGESİ KORUMA SÜRELERİ KAÇ YILDIR?
• İncelemeli patent 20 yıl,
• İncelemesiz patent 7 yıl,
• Faydalı model belgesi 10 yıl,
süreyle korunur.

PATENT İLE FAYDALI MODEL BELGELERİNİN KORUMA SÜRELERİ UZATILABİLİR Mİ?
Hayır. Patent ve Faydalı Model belgelerinin koruma süreleri uzatılamaz. Ancak
İncelemesiz verilen patent için başvuru tarihinden itibaren 7 yıl içinde inceleme talebinin yapılması halinde, incelemeli sisteme geçiş yapılabilir ve inceleme sonucu olumlu olursa, koruma süresi 20 yıla uzatılır.
TÜRKİYE’DE TESCİL EDİLEN PATENT’İN TÜM DÜNYADA GEÇERLİ OLACAĞI DÜŞÜNCESİ KAMUOYUNDA YAYGINDIR. BU DOĞRU MUDUR?
Hayır. Buluşların patent ile korunması her ülkede geçerli olan ulusal yasalar çerçevesinde sağlanmaktadır. Yani bir buluşun patent ile korunması için, korunma istenen her ülkede patent başvurusunun yapılması zorunludur.
Dünya Patenti veya Uluslararası Patent bir hedef olmakla birlikte bu hedefe henüz ulaşılamamıştır. Sadece, 01 Kasım 2000 tarihinden itibaren Türkiye’nin de dahil olduğu 20 Avrupa ülkesi tarafından kabul edilen ve Avrupa Patent Sözleşmesi olarak adlandırılan bölgesel koruma sistemi, dünya patenti veya uluslararası patent uygulamasının bir denemesi olarak kabul edilebilir. Ama bu Sözleşmeye göre yapılan tek bir başvuru ile alınan patent belgesi ile buluşun korunması, yine patentin geçerli olduğu ulusal kanunlar çerçevesinde olmaktadır.
TÜRKİYE’DE KAÇ ÇEŞİT PATENT SİSTEMİ VARDIR?
Türkiye’de biri incelemesiz; diğeri incelemeli olmak üzere iki çeşit patent sistemi vardır. İncelemesiz sistemde, ülkemizde mali kaynakları kısıtlı olan buluş sahiplerine ucuz, süratli, ancak süresi nispeten kısıtlı, 7 yıllık bir koruma sağlanmaktadır. İncelemeli sistemde işlemler daha uzun sürmekte, ancak incelemeli patent, başvurunun patentlenebilirlik kriterlerine sahip olup olmadığını gösteren bir inceleme raporuna dayanarak verildiği için daha güvenli ve daha uzun bir koruma elde edilmektedir. İncelemesiz patent, gerekli şartlar yerine getirilmek ve incelenmek şartıyla incelemeli patente dönüştürülebilmektedir.
PATENT/FAYDALI MODEL TESCİLİNİN PATENT SAHİBİNE SAĞLADIĞI HAKLAR NELERDİR?
Patent hakkı sahibi, buluşun yeri, teknoloji alanı ve ürünlerin ithal veya yerli üretim olup olmadığı konusunda herhangi bir ayırım yapmaksızın patent hakkından yararlanır.

Patent sahibinin,üçüncü kişiler tarafından izinsiz olarak aşağıda sayılanların yapılmasını önleme hakkı vardır:

• Patent konusu ürünün üretilmesi, satılması, kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka hangi nedenle olursa olsun elde bulundurulması,

• Patent konusu olan bir usulün kullanılması,

• Kullanılmasının yasak olduğu bilinen veya bilinmesi gereken usul patentinin kullanılmasının üçüncü kişiler tarafından başkalarına teklif edilmesi,

• Patent konusu usul ile doğrudan doğruya elde edilen ürünlerin satışa sunulması veya kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka hangi nedenle olursa olsun elde bulundurulması.
BULUŞ SAHİBİNİN PATENT/FAYDALI MODEL BELGESİNİ ALDIKTAN SONRA YAPACAĞI İŞLEMLER NELERDİR?
Patent/faydalı model belgesi sahibi veya yetkili kıldığı kişi, patentle veya faydalı model belgesi ile korunan buluşunu, patent/faydalı model belgesinin verildiğine ilişkin ilanın Resmi Patent Bülteninde yayımlandığı tarihten itibaren üç yıl içinde kullanmak ve Türk Patent Enstitüsü’ne kullandığını ispatlamak zorundadır.

Ayrıca, patent/faydalı model belgesi hakkının devam edebilmesi için patent/faydalı model belgesinin koruma süresi boyunca her yıl ücret tarifesinde belirtilen yıllık ücretleri, Türk Patent Enstitüsü’nün bildirimine gerek olmaksızın, vade tarihinde veya vadeyi takip eden altı aylık ek süre içerisinde peşin olarak ödemek gereklidir.
AYNI BULUŞA HEM PATENT HEM DE FAYDALI MODEL BELGESİ VERİLEBİLİR Mi?
Hayır. Aynı buluş konusu için, birbirinden bağımsız olarak, patent ve faydalı model belgesi verilmez. Ancak, patent veya faydalı model belgesi verilmesi için yapılmış olan bir patent ya da faydalı model belgesi başvurusu, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine uygun olarak diğerine çevrilebilir.
PATENT BAŞVURUSU YAPMADAN ÖNCE NELER YAPILABİLİR?
Patent başvurusu yapılmadan önce başvuru sahibinin buluş konusu teknik ile ilgili Türk Patent Enstitüsüne başvurarak patent araştırması yapması önerilir. Tekniğin bilinen durumunun araştırılması, buluş sahibine kendi buluşunu mevcut patentlerle karşılaştırma, benzerlikleri ve farklılıkları görme imkanını sağlar. Başvuru sahibi buluşunun yeni olup olmadığı konusunda genel bir fikre sahip olur. Böylece mevcut teknoloji bilinerek yapılan bir patent başvurusunun reddedilme ihtimali azaltılmış olur.
PATENT/FAYDALI MODEL BAŞVURUSU İÇİN NEREYE MÜRACAAT EDİLİR?
Patent/faydalı model belgesi başvurusunda bulunmak isteyen kişi, Ankara’da“Necatibey Caddesi No:49 06430 Kızılay” adresindeki Türk Patent Enstitüsü’ne şahsen ya da posta yoluyla başvurabilir.
PATENT/FAYDALI MODEL BAŞVURUSUNUN GEÇERLİ OLABİLMESİ İÇİN HANGİ BELGELER GEREKLİDİR?
• Başvuru dilekçesi (1 nüsha),
• Buluş konusunu açıklayan tarifname (3 nüsha),
• Patentle korunması istenilen buluşun unsur veya unsurlarını kapsayan istem veya istemler (3 nüsha),
• Tarifnamede, istem veya istemlerde atıf yapılan resimler (3 nüsha),
• Özet (3 nüsha),
• Başvuru ücretinin ödendiğini gösterir belge.
* Ayrıntılı bilgi için Patent/Faydalı Model Belgesi Başvuru Kılavuzu’nun alınması gerekmektedir.
YABANCI ÜLKELERDE PATENT/FAYDALI MODEL BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?
Yurt dışında patent/faydalı model başvurusunda bulunmak isteyen buluş sahipleri veya başvuru sahipleri, bu ülkelerin her birinde, o ülkenin sistemine uygun bir şekilde ve o ülkenin dilinde hazırlanmış ayrı ayrı başvurularda bulunmak zorundadırlar. Ancak, 01 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) uyarınca, birden fazla ülkede buluşlarını koruma altına almak isteyen başvuru sahipleri, tek bir başvuru ile PCT’ye üye ülkelerin tamamında veya bir kısmında patent başvurusu yapabilmektedirler. PCT ile ilgili temel bilgileri içeren kitapçık ve PCT başvurusu yapabilmek için gerekli başvuru formları Türk Patent Enstitüsünden temin edilebilmektedir.
Ayrıca, 01 Kasım 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Avrupa Patent Sözleşmesi uyarınca yapılacak bir patent başvurusu ile de, Sözleşmeye üye ülkelerin tamamında veya seçilen ülkelerde bir patent koruması elde etmek mümkün olmaktadır.
PATENT İŞBİRLİĞİ ANTLAŞMASI (PCT) ARACILIĞIYLA BİR BAŞVURU NASIL YAPILIR?
PCT aracılığıyla Türk Patent Enstitüsüne yapılan uluslararası bir başvuru ile, bu Anlaşmaya üye ülkelerin tamamında veya seçilen ülkelerde, Türkiye’ye yapılan başvurunun tarihinden itibaren koruma elde etmek mümkündür. Bununla ilgili uluslararası başvuru dilekçelerinin bir sureti (İngilizce, Almanca veya Fransızca) ve başvuru aşamasında ödenmesi gereken ücretlerle ilgili bilgiler Türk Patent Enstitüsünden temin edilebilir.
Türk Patent Enstitüsüne uluslararası başvuru dilekçesi, buluş konusunu açıklayan İngilizce, Almanca, Fransızca veya Türkçe hazırlanmış tarifname, istemler, özet ve varsa resimler ve ilgili ücretlerin ödendiğine dair belge sunularak yapılan PCT başvurularında, Enstitü sadece başvuruları kabul etmek ve uluslararası başvurularla ilgili işlemleri yürütmekle görevli WIPO-Uluslararası Büro ve seçilen araştırma kuruluşuna iletmekle yükümlüdür. Bundan sonraki tüm işlemler başvuru sahibi ile Uluslararası Büro ve seçilen Araştırma Kuruluşu arasında devam etmektedir.
PATENT/FAYDALI MODEL BAŞVURU İLE TESCİL BELGELERİ ÜZERİNDEKİ TASARRUFLAR VE DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR, BUNLARIN ENSTİTÜ’YE BİLDİRİLMESİ ZORUNLU MUDUR?
Evet. Patent/faydalı model belgesi hakkı devredilebilir, lisans sözleşmesi yoluyla kiralanabilir, veraset yolu ile varislere intikal edebilir ya da rehin edilebilir. Patent/faydalı model belgesi üzerinde yapılan devir, lisans, veraset yoluyla intikal ve rehin gibi tasarruflarla, adres ve unvan değişikliklerinin üçüncü kişilere karşı bir hüküm ifade edebilmesi için, bunların Patent siciline kayıt edilmesi gereklidir. Bunun için de bu değişiklikler Türk Patent Enstitüsü’ne bildirilmelidir.
PATENT/FAYDALI MODEL HAKLARINA İLİŞKİN HANGİ CEZALAR ÖNGÖRÜLMEKTEDİR?
Patent hakları konusundaki ihlal ve tecavüz hallerine ilişkin suçlar üç ayrı grupta toplanmış ve her biri için ayrı cezai hükümler getirilmiştir.
Birinci grup;
o Kimlik bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması,

o Patent koruması olduğunu belirten işaretin kaldırılması,

o Haksız olarak patent başvurusu veya patent hakkı sahibi olarak kendini gösterme,
gibi durumlarda, üç yüz milyon liradan altı yüz milyon liraya (*) kadar ağır para cezası ve 1-2 yıl hapis cezası.
İkinci grup;

o Patent korumasına ilişkin mevzuatın devir ve intikal, rehin ve haciz ile ilgili maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu haklarla ilgili lisansı başkasına devretme veya verme veya rehnetme veya bu haklar üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunulması,

o Patent hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresi bittiği veya herhangi bir sebeple patent hakkının hükümsüzlüğü veya patent korumasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında, hukuken korunan bir patent hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandırma,
gibi durumlarda, altı yüz milyon liradan bir milyar liraya (*) kadar ağır para cezası ve 2-3 yıl hapis cezası.

Üçüncü grup;
Patent haklarına tecavüz durumunda, altı yüz milyon liradan bir milyar liraya (*) kadar ağır para cezası ve 2-4 yıl hapis cezası, ayrıca işyerinin kapatılması ve ticaretten men.
(*)28.07.1999 tarih ve 4421 sayılı “Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile (Madde 4 b/9) 01.01.1994 ila 31.12.1998 tarihleri arasında yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları sekiz kat arttırılmıştır.
AVRUPA PATENT SÖZLEŞMESİNİN (EPC) TÜRKİYE’YE SAĞLAYACAĞI YARARLAR NELERDİR?
Türkiye’nin Avrupa Patent Sözleşmesi’ne katılımı 27.01.2000 tarih ve 4504 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Türkiye ile birlikte 20 ülkenin üye olduğu Sözleşme, 01 Kasım 2000 tarihinden itibaren Türkiye’de de yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşmeye katılımın sağlayacağı yararlardan bazıları şunlardır:

• Türk vatandaşları güçlü, basit ve ucuz bir sistem olan Avrupa Patent Sisteminden yararlanma hakkını elde etmişlerdir.

• Türkiye’nin Avrupa Patent Hukuku içinde yer alması sağlanmıştır.

• Türkiye’nin Avrupa ile entegrasyonunda önemli bir adım atılmıştır. Sözleşmeye katılım sonrasında Türkiye’ye yapılan patent başvuru sayısı artacağından teknik bilginin yaygınlaşması sağlanacaktır.

• Avrupa Patent Ofisi veri tabanına ücretsiz erişim sağlanacağından, teknolojik ilerlemenin en önemli araçlarından biri olan teknik bilgiye hızlı ve ücretsiz erişim Türk araştırmacılarına ve sanayicilere büyük avantaj sağlayacaktır.

• Diğer ülke vatandaşlarının da Sözleşmeye üye ülkelerden birinde yapacakları tek bir Avrupa patent başvurusu ile Türkiye’de koruma elde etmeleri, Türkiye’ye yabancı sermaye akışının ve rekabetin sağlanması için kuvvetli bir ortam oluşturacaktır.

Bilim ve Teknoloji arasındaki ilişki

Eyl 02
2008

Bilimle teknoloji arasında tabiî bir döngüsel ilişki vardır; bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır. Yeniçağ başlarından itibaren belirginleşmeye başlayan bilimle teknoloji arasındaki bu ilişki mâhiyet değiştirmeden günümüze kadar devam etmiştir. Ancak, 1950′li yıllardan itibaren kullanılmaya başlanan elektronik bilgisayarlarla birlikte bilim-teknoloji ilişkisindeki döngü giderek daha kısa sürelerde tamamlanır olmuştur. Bilgisayarlar her gün biraz daha güçlenirken, güçlü bilgisayarlar sâdece mevcut araştırmaları hızlandırmakla kalmamakta, önceden imkansız olanı mümkün kılarak yeni bilgi alanları ortaya çıkarmaktadır. Bilgimizin sınırları genişlerken mesâfeler küçülmektedir. Bunun tabiî bir sonucu günümüz toplumlarında yaşanan hızlı sosyal ve kültürel değişmedir. Bu değişme karşında kayıtsız kalmak veya korku ve endişeye kapılarak içe kapanmak yerine, değişmeyi ortaya çıkaran teknolojiyi önce anlamak sonra da onu etkili kullanarak değişmeye yön vermeye çalışmak takınılacak en doğru tavırdır.

Bu makalede, önce söz konusu bu hızlı değişmenin motoru durumundaki bilgi teknolojisi bilimle ilişkisi çerçevesinde ana hatlarıyla ele alınmakta, sonra da bu bakımdan Türkiye’deki durum ortaya konmaya çalışılmaktadır.

Bilim ve bilgi teknolojisi arasındaki ilişki, bilim ve diğer teknolojiler arasındaki ilişki ile kıyaslandığında şu iki fark ortaya çıkmaktadır: 1-Bilimle bilgi teknolojisi arasında doğrudan bir ilişki vardır; başka bir ifâdeyle, bilgi teknolojileri bilimsel araştırma sürecinin bütün safhalarında (veri derlenmesi, veri yönetim ve analizi ve elde edilen bilgilerin yayılması) doğrudan kullanılmaktadır; 2-Bilgi teknolojileri istisnasız bütün bilim dallarında kullanılmaktadır (ayrıca, tabii gündelik hayatın bütün alanlarına girmeye başladığı da not edilmelidir).

Bu durum bilgisayarı diğer teknolojik araçlara göre üstün kılan şu iki özellikten kaynaklanmaktadır. Birincisi, bilgisayarlar belli bir iş yapmak üzere önceden programlanabilmektedirler. İkincisi ise yapılacak işin gereklerine göre bilgisayarlara yeni çevre birimleri (girdi ve çıktı birimleri) ilâve edilebilmektedir. Bu sâyede meselâ uzay araştırmalarında, uzaya gönderilen araçlardaki bilgisayarlara bağlı kameralarla gök cisimlerine ait fotografik veriler derlenip işlenmekte, genetik araştırmalarda insanın genetik yapısını oluşturan inanılmaz uzunluktaki DNA dizisi büyük bir sabır ve emekle veri tabanlarına yüklenerek şifresi çözülmeye çalışılmakta ve kuantum fiziğinde maddenin şimdilik bilinen en küçük yapıtaşlarını oluşturan kuarklar incelenirken ihtiyaç duyulan yüksek enerji seviyelerine bugünkü teknolojiyle erişilemediğinden, teorinin öngördüğü şartlar bilgisayar simülasyon metotları kullanılarak oluşturulabilmektedir. Gerçekten de, bilgisayar teknolojisi bütün araştırmaların ortak zemini olma yönünde hızla gelişme kaydetmektedir.

Bilgisayar teknolojisinin bir diğer özelliği ise kendi kendisinin gelişmesine katkıda bulunmasıdır ki, bu da bu alandaki ilerlemenin katlanması sonucunu doğurmaktadır. Öyle ki, bu alandaki gelişmeleri önceden kestirmek giderek zorlaşmaktadır .

Hemen belirtilmelidir ki, biraz geriden takip etmekle birlikte sosyal bilimler de bu hızlı bilgisayarlaşmadan nasibini almaktadır. Bilgisayar metotlarının sosyal bilimlere uygulanmasını konu alan çalışmaların sayıca çoğalması, çeşitlenip derinleşmesi, bu çalışmaları yapanları çalıştıkları alanı “Sosyal bilimler bilişimi” (Social Science Computing) adlı yeni bir disiplin olarak tanımlamaya yöneltmiştir. Milyonlarca belgelik geniş arşiv koleksiyonlarını bilgisayar ortamına aktararak belgeye erişimde kullanıcının işini kolaylaştırmayı hedefleyen çalışmalarla, Kaos Teorisi’nin istikrarsız tarihi süreçlerin modellenmesine uygulanmasında bilgisayar kullanılması bu yeni disiplin kapsamına giren çalışmalardan bazılarıdır(1).

Bilgisayar kullanımının bu derece yaygınlaşması, bu teknolojinin donanım ve yazılım adı verilen iki unsurunda birbirine paralel gelişmeler sonucu olmuştur. Donanımdaki ilerlemeler bilgisayarların boyutunu küçültüp veri depolama ve işleme kapasitesini artırırken fiyatını ucuzlatmış, yazılım alanındaki ilerlemeler ise kullanımını kolaylaştırıp uygulama alanlarının genişletmiştir. 1950 ve 1960′ların sadece uzmanların kullanabildiği devâsâ ana (mainframe) bilgisayarlarından 1980′lerin herkesin kullanabildiği masaüstü (desktop) bilgisayarlara, oradan da taşınabilir dizüstü (laptop) bilgisayarlara geçildi. Üstelik, bu “laptop” bilgisayarlar 1960′ların “mainframe”lerinden çok daha güçlü ve çok daha ucuzdur.

Bilgisayarların birbirleriyle veri alışverişi ve ortak iş yapacak biçimde bağlanması ile oluşan bilgisayar ağları, bilgisayarların potansiyel gücünü inanılmaz boyutlara çıkardı. Böyle ağların toplamından oluşan İnternet, bilgiye ve bilgisayar kaynaklarına global erişim sağlamaktadır. 1990 yılından itibaren dünya çapında yaygınlaşmaya başlayan İnternet, kısa sürede hızlı gelişme gösterdi. İnternet’e bağlanma maliyeti düştü, güçlü ve kullanımı kolay programlar İnternet vasıtasıyla iletişim kurmayı ve bilgi erişimini ve yayıncılığı herkese açık bir imkan haline getirdi. Bir İnternet servisi olan World Wide Web (kısaca www veya Web) multi-medya verilerin (metin, ses, resim, film) tek bir sistemle entegre biçimde yayılmasına ve erişilmesine imkân vermesiyle, İnternet kullanıcı sayısında ve İnternet’te yayınlanan bilgi miktarında patlamaya yol açtı.

En son istatistiklere göre (20 Ocak 1998), İnternet’i yüz elliden fazla ülkede 235.924.288 kişi aktif olarak kullanmaktadır. Bu sayı bir yıl önce aynı tarihlerde 101.924.228 kişi idi(2). Demek ki bir yılda iki katından daha fazla bir artış meydana gelmiştir. Artış bu hızda devam ettiği takdirde gelecek yıl bu sayının 500 milyona, 2000 yılında ise bir milyara ulaşacağı söylenebilir. Başka bir ifâdeyle, sâdece iki yıl sonra dünyadaki yaklaşık her altı kişiden biri İnternet’e erişebilir durumda olacaktır.

Kullanıcı sayısındaki artışa paralel olarak İnternet üzerinden kullanıma sunulan bilgi miktarı da hızla artmaktadır. Yine 20 Ocak 1998 tarihli istatistiğe göre İnternet’te 22931,084 Web sunucusu bulunmaktadır. Bir Web sunucusu üzerinde birden çok Web sitesi bulunabilmektedir. Bir Web sitesinden ise belli bir konu hakkında bir veya daha fazla sayfadan oluşan ve hipertekst(3) mantığında yapılandırılmış bilgi bütünü anlaşılmalıdır. Web sunucusu sayısı bir yıl önce aynı tarihlerde 1.637.248 idi. Demek ki, buradaki artış tam on dört kattır. İşte bilgi patlaması denen olay budur ve tarihte örneği olamayan bir olgudur.

Peki İnternet’in gelişme hızı bu şekilde devam edip gelecek yüzyılda herkes İnternet’e katıldığında ne olacak? İşte bu noktada gelecek senaryoları devreye girmektedir. Internet’in daha çok Amerika’da özellikle Kaliforniya’da geliştirilmiş olması dolayısıyla olacak, İnternet’in geleceğine ilişkin Kaliforniyalı teorisyenlerin görüşleri ağırlık kazanmıştır. Özellikle Wired dergisi etrafında toplanan ekibin teorileri sadece yapay bir hayatın keşfini öngörmekle kalmamakta, beyinlerimizi siberuzay da denilen İnternet’e aktarmak suretiyle ölümsüzlük vadetmektedir. Bir çeşit tekno-mistisizm. Yine bu ekip, İnternet’i sâdece ekonomi ders kitaplarında bulunan geleceğin serbest pazar yeri olarak görmektedir. Yani bir bakıma 19. yüzyılın göze göz dişe diş kapitalizmi yeniden canlanacak.

Buna karşılık Fransız filozofu Pierre Lévy alternatif bir gelecek öngörmektedir. Wired dergisinin öngörülerinin aksine, şimdiye kadar henüz kârlı bir dijital ekonomi yaratılamamıştır. Mevcut ürünlerin İnternet aracılığıyla reklamı veya satışı yapılabilirken, kullanıcılar Web sayfalarını ziyaret etmek için para ödemekte gönülsüz davranmaktadırlar. İnternet, iyi bir pazar olmaktan çok bir bilgi uzayıdır. İnsanlar İnternet’e bağlanınca para kazanmak yerine, öğrenmek, oyun oynamak ve birbirleriyle iletişim kurmak istiyorlar. Bunların da ötesinde, İntenet’te vücut bulan “kollektif akla” katılmak istiyorlar, çünkü insanlar kapitalizmin yol açtığı bireysel yabancılaşmadan rahatsızlar. Lévy’nin kollektif aklı Allah’a çok benzemektedir. Lévy’e göre İnternet 1960 kuşağının devrimci rüyâsını gerçekleştirmek üzere. Geçmişte imkansız olduğu görülen şey, bilgi teknolojisi sâyesinde imkân dâhiline girmiştir. Herkes siberuzaya erişebilir duruma geldiğinde, gerçek zamanlı doğrudan demokrasi sâyesinde insanlar kendi kaderlerini kendi ellerine alacak.

İnternet konusundaki üçüncü görüş(4), hem Wired dergisi hem de Lévy’inin görüşlerini hatalı bulmaktadır. Bir kere, İnternet içinde yaşadığımız dünyadan bağımsız değildir. İnternet’le ilgili istatistikler incelendiğinde, İnternet “host” (İnternet servislerinin sunulduğu makine) ve kullanıcılarının daha çok Kuzey Amerika, İskandinavya ve Avusturalya’da yoğunlaştığı görülmektedir. Aslında böyle bir potansiyeli olmasına rağmen İnternet teknolojisinin dünyayı global bir köye döndürdüğü iddialarının da havada kaldığı böylece anlaşılmaktadır. Ayrıca, İnternet orijinal olarak bilim adamları tarafından belli bir çalışma tarzını gerçekleştirmek üzere tasarlanmıştır. Kendi uzmanlık alanlarında marketin doğrudan uygulanması araştırmayı engellemektedir. Bilim adamları birbirleriyle ticaret yapmak yerine bir çeşit hediye ekonomisi benimsemişlerdir; bilim adamları dergiye makale “verirler” ve konferanslarda bildiri “sunarlar”. Bilim adamlarının hediye ekonomisini benimsemeleri herkesten daha yüksek mâneviyata veya ahlâka sâhip olmalarından değil, bu şekilde daha etkili çalışabilmelerindendir. İnternet kaşiflerinin çok ötesinde genişlediğinde, kullanıcılar bu bilimsel davranışı farkında olmadan benimsediler. İnternet ticari amaçlar için kullanılıyor olsa da, bir çok kimse “hi-tech” hediye ekonomisi çerçevesinde çalışmanın faydalarını keşfetmiştir. Siberuzayı bir “kolektif akıl” diye değil, yepyeni ortak çalışma metotlarının vasıtası diye tanımlamak daha doğru olur. Elektronik posta ve Web temelli elektronik yayıncılık bu yeni metotlardan sadece iki tanesidir. Bilim adamları şimdi elektronik-posta yoluyla birbirleriyle birebir veya gurup iletişimi kurup bilgi ve belge alışverişi yapılabilmekte, hemen her uzmanlık dalı için oluşturulan tartışma listeleri ve haber grupları diye adlandırılan mekanizmalar sâyesinde, uluslararası ölçekte elektronik seminerler gerçekleştirebilmektedirler. Sayısı daha şimdiden iki bini geçen elektronik akademik dergi ile elde ettikleri bulguları çok kısa süre meslektaşlarına duyurup tepkilerini yine aynı hızda alarak gerekirse bulgularını gözden geçirip düzeltebilmektedirler. Bilim bu sâyede daha hızlı ilerlemektedir.

Son zamanlarda gündeme gelen ve ayakkabı, şapka vs. gibi aksesuar olarak giyilebilen bilgisayarlar, bilgi teknolojisinin çok geçmeden bilim adamlarının olduğu kadar diğer meslekten insanların da günlük hayatını ve çalışma tarzlarını değiştireceğe benzemektedir. Düşününüz, sabah giyiniyorsunuz. Biriyle buluşmak üzere yakındaki bir restorana giriyorsunuz. Aynı zamanda burada şapkanıza enerji sağlayan ayakkabılarınızı şarz ettiriyorsunuz. Şapkanızın bir kısmı etraftan görsel veri toplarken diğer kısmı bilgiyi göz seviyesinde size sunuyor. Beklediğiniz kişi geldiğinde onunla el sıkışmanız, o kişinin özgeçmişini ve hakkında bilmek istediğiniz diğer bilgilerin gözünüzün önünden geçmesini sağlayan bir veri bağlantısı gerçekleştiriyor. Buluşmadan sonra “part time” çalıştığınız ofisinize gidiyorsunuz. Kapı koluna elinizi dokunmanız güvenlik kontrolünü başlatıyor, kapıyı sizin için açıyor ve o günkü işlerle ilgili elektronik postanızı sunuyor. Bunların bilim kurgu değil, şimdiden gerçekleşmekte olduğunu görmek için MIT’in (Massacussetts Institute of Technology) bu konudaki Web sitesine bakmak yeterlidir: http://lcs.www.media.mit.edu/ projects/wearable/.

Ancak, bilgi teknolojisini eleştirenler de yok değildir. Scientific American dergisinin Temmuz 1997 sayısında yayınlanan bir yazı(5), bilgi teknolojisinin, beklenen ölçüde verimliliğe yol açmadığını ileri sürmektedir. Buhar makinesi ve elektrikle çalışan makinelerin yol açtığı üretim patlamasına kıyasla, bilgi teknolojisine dayalı üretim çok cüzî kalmaktadır. İşyerlerinde verimlilik, 1960′larda %4.5 iken bu şimdilerde %1.5 olmuştur. Verimlilik azalması, özellikle bilgi teknolojisine yoğun yatırım yapan endüstrilerde meydana gelmiş, otomasyonla tasarruf edilen zaman gereksiz yere karmaşık, verimsiz ve nasıl çalışacağı kestirilemeyen programlar yüzünden kaybedilmiştir.

Bununla birlikte, bilgisayarların laboratuarlardan çıkıp iş dünyasında yaygın kullanılmaya başlamasından bu yana geçen aşağı yukarı 40 yıllık zaman, bir geçiş dönemi olarak değerlendirilmelidir. Yeni üretilen yazılımların tasarımında “insan faktörü”ne daha çok yer verilmektedir. Hattâ bu “human factors engineering” adlı bir mühendislik alanına dönüşmüştür. Ayrıca yazılım ürünlerinin piyasaya sürülmesinden sonra teknik servis ve kullanıcı eğitimi konularına önem verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bütün bunlar yukarıda sözü edilen zaman kayıplarını asgariye indirmektedir.

Kısaca söylemek gerekirse, geçen bu 40 yıllık süreçte bilgi teknolojisini verimli kullanmak için gerekli bilgi birikimi oluşmuştur. Bunun bir göstergesi, IBM’in ürettiği Deeper Blue adlı makinenin, dünya şampiyonu Gary Kasporav’u satrançta yenmesidir. Geçen yıl yapılan bu karşılaşma dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bazıları haklı olarak bu olayı, bilgisayarların gelecekte oynayacakları rol açısından bir dönüm noktası olarak gördü. Deeper Blue bu maçta, Kasparov’un hamlelerine karşı hangi hamleyi yapacağına karar vermek için, satranç ustalarının o zamana kadar oynadığı maçlardan derlenmiş bir milyon hamleden oluşan büyük bir bilgi bankasını kullanıyordu. Söz konusu bu bilgi bankası bir yıl önce daha küçüktü (Deeper Blue ve Kasparov bi r yıl önce de karşılaşmış ve Deeper Blue-ki o zamanki adı Deep Blue idi- yenilmişti). Yapay zeka teknikleriyle donanmış “akıllı” bilgisayarların bundan sonra üretimde de verimlilik artışına dönük sıçramalar yapması şaşırtıcı olmayacaktır.

Peki bilgi teknolojisi açısından Türkiye’nin durumu nedir? Bunu ortaya koymak tabii ki diğer ülkelerle bir karşılaştırma yapmayı gerektirmektedir. Bu karşılaştırmaya geçmeden önce, metodolojik bir noktayı belirtmekte fayda vardır. Yukarıda da belirtildiği üzere, bilimsel araştırmalar söz konusu olduğunda, bilgi teknolojisi son derece özel bir yere sahiptir. Çükü bu teknoloji istisnasız bütün bilim dallarında, bilimsel araştırma sürecinin her safhasında doğrudan kullanılmaktadır. Ayrıca bu teknoloji kendi kendisinin gelişmesine katkı yapması dolayısıyla üslü (exponential) hızla gelişmektedir. Bu demektir ki, mevcut teknoloji aynı hızda demode olmaktadır. Böyle hızlı değişme ortamında o teknolojiyi üretmek son derece önemlidir. Bu yüzden de, ideal bir karşılaştırma ancak üretim rakamları kullanılarak yapılabilir. Ancak, bu konuda anlamlı bir karşılaştırma yapılmasını mümkün kılacak veri bulunabileceği şüphelidir. Bu yüzden, karşılaştırma kullanım açısından yapılacaktır. “Bir teknolojiyi üretebilmek için onu önce etkili bir biçimde kullanmak gerekir” tezinden hareketle burada cevabı aranacak soru şudur: Acaba bu teknoloji Türkiye’de ne derece etkili kullanılabiliyor?

Bu çalışmada bilgi teknolojisinin etkili kullanımının en iyi göstergelerinden biri olarak Web sitesi sayısı alınmıştır. Çünkü Web teknolojisi, multi-medya ve ağ teknolojileri gibi bir çok teknolojiyi bünyesinde birleştiren yeni bir teknolojidir. Yukarıda açıklandığı üzere, bir Web sitesiyle belli bir konu hakkında bir veya daha sayfadan oluşan ve hipertekst mantığında yapılandırılmış bilgi bütünü kastedilmektedir. Karşılaştırmada kullanılacak ülkeler ve bunlara ait Web sitesi sayılarıyla ilgili rakamlar Tablo 1′de büyüklük sırasına göre verilmiştir. Bu tablodaki rakamlar 27 Ocak 1998 tarihinde Infoseek adlı arama motoru kullanılarak elde edilmiştir. Arama motorları, İnternet üzerindeki bilgileri otomatik olarak indeksleyen ve sonra kullanıcıların bu indeksleri taramak suretiyle aradıkları bilgiye kolayca erişmelerini sağlayan mekanizmalardır. Infoseek mevcut yetmişten fazla arama motoru arasında en büyük veri tabanına sahip olanlardan bir tanesidir.